VIRGINIA SATIR MODELİNDE BEŞ ÖZGÜRLÜK

BEŞ ÖZGÜRLÜK

Ne olması gerektiği, ne olduğu ya da ne olacağının dışında
Burada olanı görme ve duyma özgürlüğü

Ne Söylemesi gerektiğinden ziyade
Kişinin duygularını ve düşüncelerini söyleme özgürlüğü

Ne hissetmesi gerektiğinden ziyade
Kişinin duygularını hissetme özgürlüğü

Sürekli izin beklemekten ziyade
Kişiye ne istediğini sorma özgürlüğü

Sadece “güvende” olmayı ve gemiyi batırmamayı seçmek yerine
Kişinin kendi adına risk alabilmesi özgürlüğü.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE KİŞİSEL MANDALA

KİŞİSEL MANDALA:
Virginia Satir muhteşem bir varlık olan insanın kendini görmesini anlamasını sağlayan sekiz temel parçası olduğunu ve sekiz temel parçanın birbiriyle uyum ve ahenk içerisinde olabildiği veya olamadığı bu yapıya Kişisel Mandala ifadesini kullanmaktadır (Satir ve ark., 1991, s. 274-275). İnsan çocukluğunu geçirdiği ailede uyumlu bir ilişki içerisinde öğretici bir aile ortamında büyümüş ve gelişmiş ise sekiz önemli parçasının farkında ve onlarla iletişim içerisinde olduğu durumdadır. Eğer uyumlu bir ortamda büyümemiş olumsuz başa çıkma tutumlarıyla hayata başlamışsa bazı parçalarının yeterince farkına varamadığı bazı parçaları ile ise aşırı ilişki içerisinde düzensiz bir durumda olabilir.
İnsanın ilk önemli kişisel mandala parçası; bütün organlarıyla farklı sistemleriyle mükemmel bir uyum içerisinde işleyen biyolojik bedenden oluşan fiziksel parçasıdır (Satir ve ark., 1991, s. 276). İnsan bedeni muhteşem denge, intizam içinde işleyen eşsiz bir sistem ve yapıdır. Her zerresinde bir mucizevî bir yapı gördüğünüz, harikulade işleyiş, denge ve düzene şahit olduğunuz; organlarından, sistemlerine hücrelerinden enzim ve hormonlarına kadar mikro bir dünyadır beden. Bedenini bu şekilde ayrıntıları ile fark eden düşünen ve bilen insanın maneviyat parçasıyla da bağlantıya geçmiş olduğunu düşünüyorum.
Uyumlu insan; bedenini hisseder, önemser, fiziksel ihtiyaçlarını anlar. Acaba danışan önemli bir parçası olan bedenini ne kadar biliyor ve tanıyor? Bedeninden gelen sinyallerine ne kadar bakabiliyor? Fiziksel ihtiyaçlarının ne kadar farkında oluyor ve onlara dikkat ediyor? Ne kadar fiziksel sağlığı ile ilgileniyor?
İnsanın kişisel mandalasındaki ikinci parçası Zihinsel parçasıdır. Algıladığımız verileri değerlendiren, anlama çeviren kısımdır. Olayları, durumları, bilgileri gerçeklikle irdeleyen, inceleyen, değerlendiren, sonuca varan bilinç düzeyindeki parçasıdır. Zihinsel yapımızı geliştirecek okuma ve beceri çalışmalarıyla daha geniş bakış açısına sahip olacağımız bir seviyeye ulaştırabiliriz. Kendimizi, olayları ve diğer insanları daha iyi ve gerçekçi algıladığımız bir düzlem oluşturabiliriz (Satir, 2001, s. 47-48; Satir ve ark., 1991, s. 276).
İnsanın Kişisel Mandalası’nın üçüncü parçası duygusal parçasıdır. Duygular insanda olması gereken; kişinin insanlarla ilişkiye girmesini sağlayan, paylaşmasını sağlayan, üretmesini, tedbir almasını ve korunmasını, bir şeyleri yapmasını vs. sağlayan hayatı anlamlı yaşanır kılan bir parçadır. Duygularımız olmasıydı birçok şeyi istek ve arzu duygusu olmaması sebebiyle yapmazdık. Korku hissetmediğimiz için zarar gördüğümüz, utanç duygusu olmadığı için kendimize çeki düzen vermediğimiz vs. ruhsuz, mekanik bir yapıya dönerdik. İnsan duyguları sayesinde hissettiği sinyallere duyarlı olarak hayatını yönetebildiği bir durumu yaşar. Duygular hakkında duygularımız kendi aile menşeimizde temeli atılan öz değerlilik duygularımızın şu anki insan ilişkilerinde ortaya çıkan yansıması olarak ne durumda olunduğumuzun göstergesidir. Duygularımızı, duygular hakkında duygularımızı gördüğümüz, anladığımız, duygularımızla durabildiğimiz, kabul ettiğimiz bir açıklığı yaşayabiliyor muyuz? Olumlu ve olumsuz bütün duygularımızı kendimize açabiliyor muyuz? Fark ettiğimiz duygularımızı ne kadar dillendirebiliyoruz? (Satir ve ark., 1991, s.276-278).
Mandalanın dördüncü parçası Duyusal parçasıdır. Kendi aile menşeinde çocukken belli aile kuralları içerisinde beş duyu ve sezi yeteneğimizi tam anlamıyla kullandığımız bir yapıda oluruz ya da kendimizi, diğer insanları, olayları görmede işitmede dokunmada tatmada duymada ve sezimizi kullanmada tam anlamıyla bir serbestlik ve açıklıkla verileri aldığımız bir yapıda olmayabiliriz. Duyularımızı tanımak ve önemsemek; duyularımızla elde ettiğimiz verilerle keşifler yaşamanın mutluluğunu hissetmek; kendimizle ya da diğer insanlarla, ortamlarla ve eşyalarla ilgili, olaylarla ilgili yaşamın içerisinde tam olarak bağlantıda olduğumuz bir varoluş yaşatır (Satir, 2001, s. 48).
İnsanın kişisel mandalasında beşinci olarak Etkileşimsel parçası vardır. Kişinin eşi, çocukları, akrabaları, arkadaşları, komşuları, iş arkadaşları ile kurduğu ilişki nasıldır? Sevgi ve mizahı kullanarak yakınlaşmayı, paylaşmayı ve ilişkide oluşabilecek sorunların üstesinden gelmeyi becerebiliyor mu? İlişkilerde kendimizi nasıl görüyoruz? Karşımızdaki kişiyi nasıl algılıyoruz? İnsanlardan korkulup güven mesafesi bırakılan ya da korkutularak güç sağlanmaya çalışarak ilişki içerisinde olunuyor. Eleştirerek ötekinin üzerine baskı kuran bir otoriter tavır ortaya konulabiliyor ya da alttan alan, aşırı verici, yatıştırıcı bir tavır içerisinde bulunuluyor. Veya eşitler ilişkisinde kendini ve karşısındakini anlayan, uyumlu, yakınlaşabilen, paylaşan bir ilişki içerisinde olunuyor. Bazı ilişkilerde tamamen yakınlaşmaktan uzak yüzeysel bir düzlemde kalınıyor (Satir, 2001, s. 48-49).
İnsanın kişisel mandalasında altıncı parçası beslenme ile ilgili tarafıdır. Besinsel parçası diye ifade edilir. Beslenmesine özen ve itina gösterebiliyor mu? Sağlıklı ve doğal beslenme için yeterince özen gösterilebiliyor mu? Olması gerektiği kadar mı yiyor yoksa abartılı bir beslenmenin içerisinde mi? Kendini kontrol edebiliyor mu? (Satir ve ark., 1991, s. 276-277).
İnsanın kişisel mandalasının yedinci parçası, bulunduğumuz ortamla alakalıdır; Bağlamsal parçasıdır. Etrafımızı, yaşadığımız, çalıştığımız, bulunduğumuz ortamların, eşyaları, ortamın ışık düzeni ve çeşidi, mekanın rengi ve ortamdaki eşyaların rengi, sıcaklığı, havası bağlamı oluşturur. Müzik, ses, renk ve kokuların insan üzerine etkileri olduğu bilinir (Satir, 2001, s. 49; Satir ve ark., 1991, s. 276).
İnsanın kişisel mandalasının sekizinci parçası Maneviyat parçasıdır. Kişinin maneviyat parçasıyla bağlantıda olup olmadığı irdelenir. İnsanın manevi yaşam gücüyle bağlantıda olup olmadığına bakılır (Satir ve ark., 1991, s. 277).

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.
Virginia Satir insan için çok önemli olan beş özgürlüğü aşağıdaki yazısında belirtmiştir (Satir ve ark., 1991, s. 62).

VIRGINIA SATIR MODELİNDE AİLEYİ YENİDEN YAPILANDIRMA

AİLEYİ YENİDEN YAPILANDIRMA:
Üç kuşak aile haritası üzerinden ayrıntılı düşündükten, hatırladıktan ve hissettikten sonra danışanın (Yıldızın) terapistin rehberliğinde grup arkadaşları aile menşeindeki aile üyelerini temsil ettikleri ve soyut olarak da bazı yaşadıklarını temsil ettikleri Şekil Verme kullanılarak oyun kurgulanır. Danışan kendi geçmişine, geçmişte aile içerisinde yaşananlara sanki bir yolculuk yapılmış gibi olur. Virginia Satir içsel deneyimi bilinç düzeyine çıkarmak için şekil vermeyi kullanır. Yıldızın çocukluğunda geçmişte kendisini etkileyen anıya (hücresel hafızaya) odaklanarak derin deneyimleme yaşamanın fırsatını oluşturur. Derin deneyimlemenin etkisiyle normal koşullarda ulaşılmayacak bilinçdışı bilgilere ulaşılır. Hafıza kayıtlarında saklı, duygusal olarak danışanı etkileyen anının ortaya çıkarılması duyguları ve fizyolojik etkilerini de ortaya çıkarır. Kalp atışları, nefes alıp verişler artabilir; kas gerilimi, gözyaşı, konuşmanın ketlenmesi vs. görülebilir. Bedensel hücrelerin nonverbal bir şekilde kayıt ettiği ve yeniden anı üzerinde fiziksel olarak ortaya çalışıldığında çıkarılmış olunur. Böylece şekil verme yöntemiyle geçmiş anı üzerinden bilinçli bir şekilde görülmeyen bilinmeyen birçok şey bizzat danışanın deneyimlemesiyle görülmüş hissedilmiş ve öğrenilmiş olunur. Aile içerisinde danışanın (yıldız) yaşadığı kaygının etkisiyle kendini savunmak için hangi başa çıkma tutumu içerisine girdiği ve yaşadığı içsel deneyim gözlemlenmiş olur. Aile içerisindeki ilişki bağları, hiyerarşi ve bunlara bağlı olarak bireyselliğin nasıl engellendiği görülür. Aile içerisinde sanki kişinin bireysel bir sorunuymuş gibi görünen sorunun aslında aileden kaynaklanan ve hatta kuşaklar arası bir aktarım olduğu fark edilebilir. Şekil Verme yöntemi sayesinde danışan; aile üyelerinin beklentilerini, özlemlerini, kendisinde olan ve aileden aldığı kaynaklarını, aile rollerini, aile kurallarını, baskınlık- boyun eğme , güç-kontrol yapılarını, dahil olma-hariç bırakılma mekanizmalarını vs. birçok aile içi mevcut durumu ve kendisine etkilerini deneyimleyerek fark etmiş olur. (Gomori, 2008, 73-74-77-78; Satir ve ark., 1991, s. 212-213).
Bu Aileyi Yapılandırma Çalışmasında çok önemli bir nokta danışanın annesinin ve babasının çeşitli şartlar ve koşulları yaşamış, artıları ve eksileri bulunan bir insan olduğunu algılamasını, yaşanmışlıkların etkisiyle zihnindeki geçmişe takılı kalmış ebeveyn – çocuk ilişkisinden sıyrılıp, ebeveyninin bireyselliği ile ilişki kurmasını sağlar. Bazı yaşanmışlıklarda geniş bir bakış açısıyla anneyi babayı, aile üyelerini olumlu olumsuz özellikleri ile anlama olanağını kılar. Yıldızın (danışanın) kendisini de anlaması için bir fırsat doğurur. Bazı davranış ve tutumlarının sebebini anlamaya başlar. Gerçek kendini koymak için açılım olur. Aile içerisinde nasıl davranışlar, başa çıkma tutumları, aile kuralları öğrendiğini fark eder. Kaynakların farkına varır, onların kökenini öğrenir. Aile menşeinde annesiyle, babasıyla, aile üyeleriyle, akrabalarıyla yaşadığı deneyimleri, sorunları, ilişkileri, öğrendiği kuralları, tutumları, aileyi yeniden yapılandırma çalışması ile ziyaret etmesi, farklı algı ve yeni bakış açısıyla geçmişi yeniden düzenlemek için bir fırsat sağlar. Yaşanmış acı olay ve durumların olumsuz duygusal etkisinden kurtulur. Daha farklı, gerçekçi bir şekilde anladığı, algıladığı, değerlendirdiği bir tecrübeyi yaşamış olur. Danışan (yıldız) ebeveynlerini ve kendini geçmişin takılmışlığıyla değil de şu anki düzlemde olumlu olumsuz özellikleriyle görüp değerlendirdiği yeni bakış açısına doğru yol alır. Geçmişin acı verici takılmışlıklarından, karşılanmamış beklentilerinden, istek ve özleminden kurtulup yeni seçimler yapma özgürlüğü ile gelişime ve dönüşüme adım atılır (Gomori, 2008, 73-74-77-78-79-81-82; Satir ve ark., 1991, s. 212-213).

VIRGINIA SATIR MODELİNDE AİLE HARİTASI:

AİLE HARİTASI:
Üç Kuşak Aile Haritası öncelikle şu andan bakarak çocukluğumuzun geçtiği ve büyüdüğümüz aile menşeini oluşturan bütün insanların ayrıntılı olarak anlatımını kapsamaktadır. Aile haritasında kadınlar çember; erkekler kare şeklinde ifade edilir (Satir ve ark., 1991, s. 205-206).
Danışanın anne ve babasından başlanarak, başka evlilik ve eşleri olup olmadığının, buna bağlı çocuklarının olup olmadığının da sorgulandığı bir şekilde çalışmaya başlanır. Sonrasında kardeşleri, varsa üvey kardeşleri, kendisinin evlatlık olup olmadığı ve varsa evlatlık olan kişiler, ölü doğumlar, düşükler ve kürtajlar, evin içinde aile ile beraber yaşayan veya hayatları içinde olan önemli kişiler varsa onlar da dahil olmak üzere her bir kişi bayanlar çember ve erkekler kare şeklinde çizilir. Adı-soyadı, doğum yeri ve tarihi, eğer ölmüşse öldüğü zamanki yaşı, dini inancı, etnik yapı, eğitim, meslek, önemli bir hastalığı varsa hastalığı, evli ise evlilik tarihi, varsa boşanma, ayrılık tarihi vs. bilgiler ayrıntılı bir şekilde harita üzerinde ifade edilir. Daha sonra danışanın annesinin ve babasının anne ve babasına ve kardeşlerine ayrıntılı bir şekilde çalışıldıktan sonra aynı şekilde danışanın anne ve babası ve danışanın kardeşleri için de çalışma yapılır. ??? Eğer danışan Aile Haritası üzerinde kişiler hakkında veya ayrıntıları hakkında bilgi sahibi değilse duyduğu şeyler üzerinden düşünceleri yazılabilir (Satir ve ark., 1991, s. 206-207-209; Gomori, 2008, s. 66-67).
Danışanın kendini ve ailesinde yaşadıklarını anlamak için ortaya koyduğu Aile haritasındaki tüm bireyleri şu anki düzlemden bilgilerini kağıt üzerine yazdığı durumdan farklı olarak, bir de on sekiz yaş öncesinde geçmişte hissettikleri ve algıladıkları ile deneyimlemeye çalıştığı (geçmişin yaşanmışlıklarına bir zaman yolculuğu gibi) bir bakış açısıyla harita üzerinden çalışılan ikinci aşamaya geçilir. Haritada yazılan her bir kişi için o kişiyle danışanın geçmişteki yaşantıları üzerinden, geçmişteki algı ve hissiyatıyla üç olumlu üç olumsuz özelliği yazılır. Sonra haritaya danışanın geçmişte çocukluğunda sıkıntılı ve sorunlu bir durumda irdelenen kişinin başa çıkma tutumlarına bakılır. Sonrasında yine geçmişte çocukluğunda aile içerisinde önemli bir anlaşmazlık veya sorun olduğunda aile üyeleri arasındaki ilişki bağlarına bakılır. Dört farklı ilişki bağı olduğu gözlenir. Bu ilişki bağları üzerinden değerlendirme yapılır (Satir, 1991, s. 207-208-209).
1. Aile içerisinde yaşanan önemli olumsuz durumun etkisiyle bazı aile üyeleri arasında aşırı ilişki bağı oluşur. Kalın çizgi (-) ile harita üzerinde gösterilir.
2. Aile içerisinde bazı aile üyeleri arasında çatışmalı, inişli çıkışlı sürekli bir gerginliğin olduğu bir ilişki mevcuttur. Zikzak işareti ^^^^ ile harita üzerinde gösterilir.
3. Aile içerisindeki bazı aile üyeleri arasında birbirlerine karşı kayıtsız, mesafeli, birbirlerini umursamadıkları bir ilişki şekli olabilir. Arka arkaya kesik çizgi olarak (—–) aile haritasında gösterilir.
4. Oluşan herhangi bir sıkıntı halinde aile üyeleri arasındaki ilişkide birbirlerini dışlamayan, birbirlerine karşı olumlu bir yaklaşımın devam ettiği hafif çatışmada olabildiği bir yaklaşım olur (Gomori, 2008, s. 66).
Aile üyeleri arasında birden fazla ilişki yaşanıyorsa her ikisi de harita da gösterilir.
Danışanın hayatta şu anki varoluşu ve konumuyla aile haritası çıkarılıp, geçmişte yaşadıkları ve çocukluğundaki hisleriyle değerlendirmeye çalışıldığı aile haritasında başa çıkma tutumlarına ilişkin bağları ve olumlu olumsuz özellikleri yazıldıktan sonra harita üzerinden kendini ve aile menşeini daha çok düşündüğü ve anlamaya çalıştığı bir çalışma içerisine girilir (Gomori, 2008, s. 67-77).
Bu bağlamda danışanla aile ilişkileri daha ayrıntılı düşünülmeye devam edilir. Aile içerisinde aile üyelerinin birbirlerine olan yakınlıklarının hangi davranış ve tavırla nasıl gösterildiği anlaşılmaya çalışılır. Farklı özelliklere sahip aile üyelerinin ilişkilerinde birbirlerine nasıl davrandığına bakılır. Nelerin ve kimlerin değiştiği irdelenir. Şu an aile iletişim ve ilişkilerinin nasıl bir noktada olduğu incelenir (Gomori, 2008, s. 67).
Danışanın aile içerisinde sahip olduğu özellikleri ayrıntılı olarak düşünülür, beraber tespit edilir. Bazı özellikleri hangi aile üyesinden aldığı, hangilerini değiştirdiği üzerine düşünülür. Danışanın kendi aile menşeinden gelen, önemsediği, değer verdiği özellikleri olup olmadığına bakılır. Şu an kendi aile menşeinden getirdiği hangi özelliklerini değiştirmek istediği üzerine düşünülür ve konuşulur (Gomori, 2008, s. 78; Satir ve ark., 1991, s. 210).
Danışanın aile haritası üzerinden aile menşeindeki kaynakları ve aile menşeinde yaşadıklarına bağlı kendi yapısına taşıdığı kaynaklarını algıladığı, fark ettiği bir çalışma olur. Danışanın geçmişte çocukluk ve gençliğinde kendi ile ilgili takdir ettiği şeyler üzerine odaklanılır ve danışan dinlenir. Aile menşei dışında geliştirmiş olduğu kaynaklara şu an sahip ise onunla ilgili konuşulur (Gomori, 2008, s. 68-77-78; Satir ve ark., 1991, s. 210).
Danışanın aile haritası üzerinden dünyaya gözlerini açtığı ve büyüdüğü ailesi içerisinde babasının, annesinin, kardeşlerinin kişisel buz dağı metaforu üzerinden nasıl bir yapıya sahip olduklarıyla ilgili iç dünyalarında neler yaşadıklarının ortaya konulduğu bir çalışma yapılabilir. Danışanın kendi kişisel buz dağı metoforuna çalışarak iç dünyasını ve buna bağlı davranışların sebeplerini anladığı bir çalışma da yapılabilir. Danışan bu çalışmalarla belki o zamana kadar bu şekilde bakmadığı bir bakış açısıyla bakmaya başlar.
Aile üyelerinin başa çıkma tutumları irdelenir. Buz dağı metoforuyla aile üyelerinin aslında iç dünyalarında yaşadıklarının etkisiyle hayatta kalabilmek için öğrendikleri başa çıkma tutumları fark edilir, anlaşılır. Danışanın çocukluğunda aile içerisinde aile üyelerinin başa çıkma tutumlarıyla nasıl başa çıktığı fark edilir. Çocukluğunda oluşturduğu başa çıkma tutumlarında bir değişme olup olmadığına bakılır.
Danışanın aile menşeinde buz dağı metoforu üzerinden çalıştıktan sonra aslında daha ayrıntılı olarak aile içerisinde hangi duyguların gösterilmesine, ortaya konmaya müsaade edilip edilmediğine bakılır. Olumlu ve olumsuz bütün duygularını ortaya koyabildikleri bir iletişimde olup olmadıklarına bakılır. Aile üyelerinin, annenin, babanın ortaya çıkacak olumlu/olumsuz duyguları aile içerisinde paylaşarak söze döktüğü bir iletişim içerisinde mi yoksa duygularını yok saydıkları, göz ardı ettikleri veya bastırmayı tercih ettikleri bir tutum içerisinde mi olduğuna bakılır. Aile üyeleri öfkelerini nasıl gösteriyorlar, öfkeleriyle nasıl başa çıkıyorlar; bunlara bakılır ve konuşulur.
Aile menşeinde danışanın çocukluk döneminde ebeveynlerin kendisine dair kurguladıkları hayallerin ve beklentilerin neler olduğu irdelenir. Aile içerisinde onaylandığı ve desteklendiği, kabul gördüğü bir yaklaşım mı yoksa eleştirildiği kabul ve onay alamadığını hissettiği bir tutum mu olduğu irdelenir. Danışanın çocukken aile menşeinde ebeveynlerinden ve aile üyelerinden beklentileri, özlem ve istekleri konuşulur (Gomori, 2008, s. 81-82; Satir ve ark., 1991, s. 213).
Danışanın aile menşeinde annesiyle, babasıyla, kardeşleriyle vs. geçmişte yaşadığı acı verici, öfke, kızgınlık, korku ve hayal kırıklarıyla dolu olayların ve davranışların yani danışanın canını yakan tamamlanmamış işlerin olduğu (anneden yeterince sevgi alamama, ebeveynleri tarafından devamlı eleştirilme, dışlanma vs.) hikayesinin şimdiki düzlemde ilişkilerine ve hayatına etkilerine bakılır (Gomori, 2008, s. 77-78-82).
Danışanın aile menşeinde önemli kronik hastalıkların veya bağımlılıkların olup olmadığına bakılır. Aileyi nasıl etkilediğine bakılır. Bu hastalıkla aile üyelerinin nasıl başa çıktığı incelenir (Satir ve ark., 1991, s. 208).
Danışanın aile menşeinde yaşanan kayıplar irdelenir. Annenin, babanın önemli kayıpları var mı? Aile içerisinde tamamlanmamış bir yas yaşanıyor mu; bakılır. Bu önemli kayıp diğer aile üyelerine yansıtılıp ikame birisi oluşturulmuş mu; değerlendirilir. Bu önemli kaybın diğer aile üyeleri üzerinde etkisi devam ediyor mu diye bakılır. Aile içerisinde yaşanan kaybın ailenin dağılmasına mı yoksa yakınlaşmasına mı sebep olduğu da gözlemlenir.
Aile menşeinde aileyi etkileyen olumlu ya da olumsuz hayat olayları (iflas, hayal kırıkları, vs.) olup olmadığına bakılır. Bu yaşanmış olayların etkileri olup olmadığına bakılır. Danışanı ve aile üyelerini etkileyen toplumsal, siyasi ve kültürel durumlar varsa irdelenir (Satir ve ark., 1991, s. 208-209) .
Danışanın aile sırları olup olmadığına bakılır. Eğer var ise bu sırların etkisinin devam edip etmediği değerlendirilir (Satir ve ark., 1991, s. 209).
Danışanın hayatına yön veren aile dışında özdeşim kurduğu, örnek aldığı insanlar olup olmadığına bakılır. Bu kişilerin danışana nasıl bir katkı sağladığı üzerine konuşulur (Gomori, 2008, s. 68; Satir ve ark., 1991, s. 209-210).
Danışan için irdelediğimiz bu ayrıntıları düşünürsek insanın serüveni bir bebek olarak dünyaya gözlerini açması ile başlar. Sonrasında annesinin babasının bakımına muhtaç manevi yaşam enerjisi ile bağlantılı özel, muhteşem bir varlıktır. Doğduğu ailenin tutumları güven, sevgi ve kabul üzerine kurulmuş, uyumlu davranışlar üzerine yapılanmış veya korku, güvensizlik duyguları üzerine olumsuz başa çıkma tutumlarıyla yapılanmış olabilir. Anne ve babanın çocuğunun nasıl olması gerektiğiyle ilgili fikirleri, beklentileri vardır. Çocuğa bu beklentiler doğrultusunda onayladıkları, kabul ettikleri, sevgi gösterdikleri bir yaklaşım içerisinde olabilirler. Aile içerisinde çocuktan beklentiler ve buna bağlı aile içerisindeki kurallar ve başa çıkma tutumları bütünleşerek kişide bir karakter yapılanması oluşturur. Sonrasında anne ve babanın beklentilerinin yerini kişinin erişkin yaşamında sevgili, eş, öğretmen, yönetici, patron vs. kişiler alır. Aileler çocuğu olduğu gibi kabul eden, isteklerini, duygularını ortaya koymasına müsaade eden, anlayan, uyumlu bir iletişimle her haliyle çocuğunun var olmasına olanak sağlayan yapıda olurlar ya da kendi isteklerini dayatan, katı, işlevsiz aile kurallarının hâkim olduğu; korku, güvensizlik vs. duyguları üzerine oluşmuş olumsuz başa çıkma tutumlarının öğretildiği yapıda olabilirler. Buna bağlı olarak kişinin kendi istekleri, özlemleri değil başkalarının istek ve arzuları önceliği alır. Gerçek kendiliğini bıraktığı, iç dünyasında ne yaşadığına bakmaktan vazgeçtiği çocuklukta anne, baba gibi şimdiki düzlemde önem verdiklerinin ya da içinde oluşmuş anne babanın isteklerine, beklentilerine ve kurallarına göre öz kendinden uzaklaştığı şekilde bir yaşam sürdürülür. Bir şeyler doğru değil, ne oluyor diye düşünmeye; anlamaya çalıştığı an kendisi için attığı çok değerli bir adımdır. Danışan bu anlarda iç dünyasına bakmaya, kendini anlamaya çalışır. Bu bakış açısı danışanın bazı davranışları neden yaptığını ve davranışın arkasındaki asıl sebebi algıladığı farkındalığı da beraberinde getirir.
Aile haritası üzerinden geçmişi ayrıntılı, derin bir şekilde düşündükten sonra danışanın (Yıldızın) değişim ve dönüşümü için yapılan en önemli çalışma Aileyi Yeniden Yapılandırma çalışmasıdır.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE AİLE KURALLARI

AİLE KURALLARI
Bir ailenin içerisinde dünyaya geliriz. Biyolojik, ruhsal ve sosyal gelişimimizin temelleri aile menşeimizde yapılanır. Aile menşeinde bebeklikten evden ayrılana kadar ebeveynlerle ve ailenin diğer fertleriyle etkileşimde; öz değerinin hangi koşul ve şart olursa olsun desteklendiği ve geliştiği bir öğrenme olur. Ya da öz değerin ve kendine saygının oluşamadığı, örtülü ve açık mesajlarla öz değerin zedelendiği; bu sebepten ebeveynlerin beklentilerine ve kurallarına göre hareket edilen bir davranış içerisinde veya tamamen aile kuralları ve aile beklentilerine karşı gelinen bir davranış ve tutum içerisinde olunabilir. Bu olumsuz başa çıkma tutumlarımızın çoğu zaman farkında olmayız. Çünkü içsel kendiliğimizde oluşmuş öz değerimizin düşüklüğünü görmemek için bu uygunsuz başa çıkma tutumlarını kullanırız. İçsel kendiliğimizde düşük öz değer duygularından kaçmak adına aile menşeinde öğrendiğimiz aile kurallarına göre otomatik davranırız. Aile menşeinde yaşadıklarımızın etkisiyle olaylara, durumlara ve ilişkilere algı yanılgılarımızın etkisiyle farklı anlamlar yükleriz. İlişkilerde kendimizden ve diğer kişilerden, diğer kişilerin bizim hakkımızdaki beklentileri olduğunu düşündüğümüz bir bakış açısıyla kendi aile menşeimizde karşılanmamış beklentilerin etkisiyle uygunsuz beklentiler içerisinde oluruz. Ve kendi iç dünyamızdaki duygularımıza odaklanamadığımız bir hayatı yaşarız. İnsanlar genellikle hayat içerisinde kendi aile menşeinin etkisiyle olan aile kurallarının farkında değildir. Bu kuralların etkisiyle davrandıklarının, kuralların uygunsuz ve zarar verici olduğunun farkında olmayabilirler (Satir ve ark., 1991, s. 301-302-304-305).
Uygunsuz bu aile kuralı davranışı üzerinden danışanla Kişisel Buz Dağı Metaforu çalışması yapıldığında danışan kendi başa çıkma tutumunun, duygularını, duygular hakkındaki duygularını, algılarını, beklentilerini, özlemlerini, içsel kendiliğine kadar her bir noktada olumsuz etkilediğini fark eder. Örneğin; yetişkin, evli, bir çocuğu bulunan, eczacı bir danışan bize geldiğinde yaptığımız görüşmede onu dinlediğimizde hayatında öfkeli ve eleştirel tavır karşısında hep susan ve yatıştıran bir tutum içerisinde olduğunu fark eder. Bu durum danışanı çocukluğunda babasının kendisine ve kardeşine olan davranışına götürdü. Babasının söylediklerini dinlememesi üzerine kardeşinin yediği dayaklar aklına gelir. Böylece aile menşeinde önemsenmenin, kabul görmenin yolunun otorite figürlerinin söylediğini yapmaktan geçtiğini aile kuralı olarak örtülü veya açık bir şekilde öğrenir. Danışan yıllar sonra evliliğinde yine aile menşeinde öğrendiği bu kurala göre eşinin istediklerini yapar. Buna rağmen eşinin eleştirel tavrının değişmemesi karşısında şaşkınlıkla hep bu durumu ortadan kaldırma çabası içinde olur. Babasının abisini dövmesiyle ilgili Kişisel Buz Dağı Metaforunu yaptığınızda danışan, başa çıkma tutumunun genelde susmak olduğunu ve babasının abisine söylediklerini yapmadığı için öfkelendiğini fark eder. Duygularının öfke ve üzüntü olduğunu; duygularının altındaki duygularının utanç, suçluluk, kızgınlık olduğunu hissetti.
Bir başka danışanınsa çocukluğunda aile menşeinde öğrendiği şey “Büyükler ne derse o yapılır, o kabul edilir” dir. Buna itiraz edilmez ve yanlış olduğu düşünülse bile söylenilen yapılır. Yıllar sonra bu farkındalıkla artık çocuk olmadığını, yetişkin bir iş adamı olduğunu hisseder. Otomatik olarak bu konu hakkında babasının söylediklerine karşı fikrini beyan eder ve bu farklı davranışına “Ben bunu nasıl yaptım” diye şaşırır. Diğer taraftan yetişkin bir insan olmasına rağmen öğrendiği bu kendisine zarar veren aile kuralının hala etkisinde olduğunu da görür. Hayatın içerisinde birçok olayda otorite yerine koyduğu insanlar karşısında bu aile kuralının etkisinde olduğunu ve kendine nasıl zarar verdiğini fark eder.
Danışanlarla yapılan çalışmalarda direkt aile kuralına odaklanmak yerine örneklerde de görüldüğü üzere danışana kuralların hayatlarındaki olumsuz etkileri fark ettirilir. Danışanlara ailesinde öğretilen bir davranışı kabul ettiği fark ettirilmeye çalışılır. Bu kuralların arkasında danışan için odaklanmak ne kadar zor olsa da onun içsel dünyasındaki sevilme, onaylanma, kabul görme gibi ihtiyaç ve özlemlerin, beklentilerin etkisi olduğu danışana fark ettirilir. Bu beklenti hep bir öteki kişiden olmaktadır. Kendisinin iç dünyasına odaklanmak yerine ötekinin ne düşündüğü, ne yaşadığı, ne hissettiği konusunda bir odaklanma gelişmiştir. Terapist danışana “Sen onun düşüncelerine ve duygularına odaklanmayla uğraşırken senin ne yaşadığın ve ne hissettiğinle kim ilgileniyor?” diyebilir. Burada amaç danışanın bu anlamsız, kendinden uzak, tek taraflı, içindeki özlemin etkisiyle oluşmuş; çocukken, geçmişte olan karşılanmamış beklentilerini elde etmek için gerçek iç dünyasında yaşadıklarından kaçındığı, kendi olmaktan vazgeçtiği durumunu fark ettirmektir.
Bu farkındalık, kişinin erişkin olduğu düzlemde insanlardan geçmiş, yaşanmışlıkların etkisiyle anlamsız bir beklenti içerisinde olduğunu; yaşadıklarının aslında kendisiyle ilgili olduğunu fark ettiği bir açılıma yol açar. Bir onaylanma, sevilme, değer görme beklentisiyle oluşan olumsuz aile kurallarının hala yetişkin bir düzlemde kendisini kontrol ettiğini fark edip bu kuralları bıraktığı, değiştirdiği ya da yeni davranış seçenekleri oluşturduğu bir bakış açısı ve uygulama içerisine girer. Danışan bu yeni davranış ve tutumların etkisiyle iç dünyasında oluşmuş acı verici duygularını yönetme, onlara bakma, ifade etme ile ilgili bir süreci de terapistiyle yaşama imkanı bulur. Bu süreçte terapist danışanın bu farkındalığına bağlı bir şekilde yaşanan değişimin kalıcı olması ve netleşmesi için Kişisel Buz Dağı Metaforuyla yeni deneyimlediği durumları, başa çıkma tutumlarını, duygularını nasıl yaşadığını, kendisini nasıl algıladığını, diğer insanları nasıl algıladığı, içindeki karşılanmamış beklentilerinin şu an hangi durumda olduğunu, şimdi kendilerine karşı onay, kabul, sevgi gibi duygularının nasıl olduğuyla ilgili sorular sorar. Ayrıca danışanlara stresli olabileceği ortamlarda ilişkilerinde patronuyla, eşiyle olan ilişkileri gibi veya hayatın içerisinde yaşanacak problem karşısında şimdi nelerin faklı olacağıyla ilgili düşünmeleri, hayal etmeleri ile ilgili ödevler verilebilir. Yaşamındaki yeni olası davranışlarıyla hangi davranışlarının yer değiştiği veya değiştirmediğiyle ilgili konuşmalarla içsel deneyimlerine odaklanıp, davranışlarının sorumluluğunu aldığı, kendisinin daha çok farkına vardığı bir sürece girer. Bu farkındalıkla öz saygısının artığı, kendisinin iktidarı ele aldığı iradeyi ortaya koymakla ilgili bir süreci yaşar.
Virginia Satir modelinde danışanın kendisini anlama, fark etme, değişim ve yeniden yapılandırma sürecinde yol alabilmesindeki en önemli uygulamalarından biri de Üç Kuşak Aile Haritasının çıkarılmasından geçmektedir.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE KİŞİSEL BUZ DAĞI METAFORU

KİŞİSEL BUZ DAĞI METAFORU
Kişisel Buz Dağı Metaforu danışanların kendilerini anlamaları için Virginia Satir tarafından oluşturulmuştur. Bu metafor kişinin kendini ve ne yaşadığını anlaması için kullanılmaktadır. Satir’in Kişisel Buz Dağı Metaforu kullanılarak çok kısa sürede danışanın başa çıkma tutumları değerlendirilir.
Yatıştırıcı başa çıkma tutumlarını kullanan danışanlara Kişisel Buz Dağı Metaforu duygular basamağı aracılığıyla ulaşmak kolay olur. Duygularına dokunarak kişinin kendini anladığı ve anlaşıldığını hissettiği için açılıma bir adım atılmış olur. Suçlayıcı başa çıkma tutumu içerisindeki danışana Kişisel Buz Dağı Metaforu’nda beklentiler basamağında kendine ulaşması ile bir açılıma adım atar. Aşırı mantıklı başa çıkma tutumu içerisindeki danışana Kişisel Buz Dağı Metaforu’nda algılar basamağından kendine ulaşması ile bir açılıma adım atılır. İlgisiz/patavatsız başa çıkma tutumu içerisindeki insanların iç dünyalarına ulaşmak zordur. Beden duyuları, beden teması ve fiziksel aktiviteler üzerinden ulaşılmaya çalışılır. Bu tip danışanlarla ilişki içerisine girebilmek için danışan-terapist terapötik ilişkisinde daha çok zamana ihtiyaç vardır (Satir ve ark., 1991, s. 166-167-168).
Kişisel Buz Dağı Metaforu’nu kullanarak ve bununla ilintili sürece ilişkin sorunları sormak, danışanın kendi iç dünyasını anlamayla ilgili kısa sürede adım atmayı başlatan bir farkındalıkla beraber değişimin oluşmasını sağlayacak bir döneme geçiş sağlanabilir.
Yaşanan olay ve ilişkilerde insanlar arası etkileşimde kişinin beş duyu ve sezileriyle algıladıklarına bakılır.
1) İletişim içerisindeki kişinin vermek istediği mesajı beş duyu ile olduğu gibi algılamasında acaba bir sorun var mı?
2) Duyduğumu, gördüğümü algılamamda bir farklılaşma olup yüklediğim anlamlarda bir değişme oluyor mu yoksa olduğu gibi algılayıp gerçekçi bir anlam mı yüklüyorum? Verdiğim bu anlamın kendi aile menşeim içerisinde yaşadıklarımın etkisiyle öz değerimin zarar görmesine bağlı oluşan bir durum olup olmadığının farkında mıyım? Şimdi ve burada bulunduğumuz ortamda yaşayan diğer insanlarla geçmiş yaşanmışlıklarımızın etkisiyle algıladığımızla şimdi aslında olanın farkında mıyız yoksa değil miyiz?
3) Bu yaşadığımla ilgili algıladığım ve zihnimde oluşan anlam, geçmiş yaşadıklarımın etkisiyle mi yoksa şu an mevcut ilişki ve etkileşime bağlı oluşan duygularım mı?
4) Şu yaşadığım duygular aile menşei içerisinde oluşmuş öz saygının etkisindeki duygular mı? Bu duygunun altındaki duygu nedir? Bazı duygular canımı yaktığı için hissetmemekle ilgili otomatik bir tavır içerisinde oluyor muyum? (Örneğin, “Bazı duyguları ve duyguların etkisiyle oluşan davranışları göstermenin zayıflık olduğu şeklindeki bir kuralın etkisiyle, ağlanmaması gibi”).Yoksa içimde oluşan duygularımı sahipleniyor muyum?
5) Duygularımı inkâr etme, yansıtma, göz ardı etme, saptırma gibi savunmalarımı kullanma mı, yoksa kullanmama durumunda mıyım? Bu savunmalarımı suçlama, yatıştırma, aşırı mantıklı ve ilgisiz/patavatsız başa çıkma tutumlarından hangisi ile yapıyorum? Yoksa bunları fark edip bu duygular can yakıcı da olsa savunmalar ve başa çıkma tutumlarımı kullanmamaya mı çalışıyorum? (Satir ve ark., 1991, s. 124-125-126-127).

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE DANIŞANLARIN ETKİLEŞİMLERİNİ DEĞERLENDİRME AŞAMALARI

SATİR MODELİNDE DANIŞANLARIN ETKİLEŞİMLERİNİ
DEĞERLENDİRME AŞAMALARI

SICAKLIK OKUMA
Virginia Satir’in insanların gelişmelerinin önünü açmak amacıyla grup çalışmalarında, kişilerin iletişimlerini ve özsaygılarını artırmak için kullandığı önemli yöntemlerden biri de sıcaklık okumadır. Grup üyelerinin yaşamında, topluluk içerisinde, insanlarla yan yana iken, aynı ortamları paylaşırken, beraber bazı faaliyetleri yaparken, birileriyle çok yakın, özel şeyler paylaşırken iç dünyasında ve dış dünyasında neler yaşadıklarıyla ilgili, sıcaklık okumadaki aşağıdaki beş önemli kategorisinin muhtevasına bakılır (Satir ve ark., 1991, s. 309).
1)Teşekkürler, Minnettarlıklar ve Coşkular
2)Endişeler, Kaygılar ve İlgilenişler
3)Dertler ve Şikâyetler ve Olası Çözümler
4)Yeni Malumatlar ve Bilgi Edinmeler
5)Umutlar, Beklentiler ve İstekler
Bu kategorilere bakmak kişinin kendiyle ve diğer insanlarla ilgili sorumluluklarını algılamasını sağlar. Grup üyelerinin beraberken nasıl hissettiklerini öğrenmek olası sorun yaratacak durumları açıklığa kavuşturmak ve sorunu ortadan kaldırmak için açık bir iletişim oluşmasını verir. Aile içerisinde memnuniyet ve memnuniyetsizleri karşılıklı olarak konuşma fırsatını sağlar. Karşılıklı güvene dayalı bilgi alışverişinin olduğu bir iletişim oluşur. Aile içerisinde birçok değerli konu paylaşılmalıdır. Sıcaklık okuma; hayatımızda yeni durumlarla ilgili bilgileri, endişelerimizi, şikâyetlerimizi, isteklerimizi ve umutlarımızı aile içerisinde paylaşma fırsatı yaratır. Bu paylaşımlar; güvenli bir aile ortamı, doğrudan bilgi alışverişinin olduğu, doğrulamanın olduğu uyumlu bir iletişimin olmasını sağlar ve aile bağları güçlenir. Sıcaklık okuma hem terapist hem de aile üyeleri için faydalıdır. Beş kategoride her gün örneğin sabahları kahvaltıdan veya akşam yemeğinden sonra belirlenen bir zaman diliminde yarım saat kişilerin ihtiyaçları, ilgileri, istekleri, endişeleri, olası çözümleri vs. üzerinden paylaşım sağlanır. Aile üyelerinin birbirlerini anlamalarını sağlarken, terapist için de aile hakkında bilgi verdiği için faydalıdır. Aile üyelerinden biri sıcaklık okumayı yönetir. Bu çalışma sırasında dikkat etmemiz gereken en önemli nokta, insanların değerli olduğunu hissettiğimiz bir duyarlılıkta olunmasıdır. (Satir ve ark., 1991, s. 310).
Teşekkürler, Minnettarlıklar ve Coşkular
Aile üyelerinin teşekkür, sevinç, minnettarlık, coşku ve heyecan paylaşımını içerir. Paylaşımda bulunan aile üyesinin sevincine, coşkusuna ortak olunmalıdır. Aile üyelerince hayatın coşku, heyecan, sevinç, minnettarlık içeren paylaşımları teşvik edilmelidir. Bu paylaşım, yakınlaşmayı ve aile üyeleri arasında güveni artırır. Kaygı, endişe ve sorunların daha etkili bir şekilde çözülmesini sağlar. Aile üyeleri sevinçlere de endişelere de beraber emek harcamış olurlar (Satir ve ark., 1991, s. 311).
Beraber hayatın içerisinde bir şeyler yapmamıza rağmen yaptıklarımızı paylaşmakla ilgili konuşmalarımız az olmaktadır. Güzel yaşantılardan ziyade kusur veya hata gördüğümüz şeyleri konuşuruz. İş ve ev hayatında birbirimize takdir ve teşekkür ifadelerini çok kullanmayız (Satir ve ark., 1991, s. 311).
Sıcaklık okumaya diğer insana teşekkür etmekle, takdir etmekle başlanır. Bu teşekkür etme sırasında, ilk olarak bir kişinin diğer kişiye özel olarak ben ifadelerini kullanarak teşekkür etmesi teşvik edilir. Bunu yaparken teşekkür edilen kişiye doğru konumlanılır ve göz temasında bulunarak takdir, teşekkür ifadeleri kullanılır. Genel konuşmalardan ziyade aile üyelerinin yapmış olduğu güzel şeyler ifade edilir. Olumlu duygulara odaklanıp paylaşmak önemlidir. Sıcaklık okumada ayıp olur, üzülür gibi hislerimizden dolayı herkese teşekkür etme kaygısına kapılmadan doğal bir paylaşım yapılması önerilir (Satir ve ark., 1991, s. 311).
Endişeler, Kaygılar ve İlgilenişler
Aile içinde veya grup içinde basit ve aptal görüneceğim, yetersiz ve zayıf görüneceğim korkuları ile endişe ve tereddütler konuşulmak istenmeyebilir. Ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkide ebeveynler her şeyi bilir düşüncesinde olan çocuklar yetişebilir. Bu durumda ebeveynlerin endişelerini, kaygılarını ve tereddütlerini konuşmasının önü kapanabilir. Endişelerin ifade edilmesi ile herkesin endişe, tereddütlere sahip olabileceği ve bunları aile içinde paylaşılabileceği görülmüş olur. Böylece aile üyeleri endişelerini ifade ederek belirsizliklerini netleştirdiklerinde; kendine, diğerlerine ve dünyaya karşı daha büyük bir anlayış geliştirirler. Bu paylaşımlar, bazı şeylerin paylaşılmasına ve açığa çıkarılmasına olanak sağlar. Belirsizliği açığa kavuşturmak için ilgilenişlerle ilgili suçlamadan endişelerinin, kaygılarının etkisiyle sorular sorabilirler. Belirsiz olduğunu hissettikleri ilgileriyle ne, nasıl, niçin, ne zaman, nerede, neden sorularını sormak netleşmeyi sağlar. ??? Bu şekilde soru ve cevapları insanların savunmaya geçmeden konuşabilmesi duygularını ve düşüncelerini söyleme özgürlüğünü geliştirir (Satir ve ark., 1991, s. 312).
İletişim sürecinde tehditkar bir atmosferin olmaması, tüm aile üyelerinin huzur ve öğrenme kapasitesinin gelişmesi için en önemli koşuldur. Doğrudan hesaba çeken “Kim ………….…… yaptı?” şeklinde sorular sorulmamalıdır. Ben ifadesiyle endişelerini, kaygılarını, kafa karışıklarını söylemeleri tatminsizlik hislerini ifade eden sorular sormaları teşvik edilmelidir. Cevapsız ilgilenişler ve endişeler; güvensizlik duygularının, düşük özsaygılarının sürdürülmesine sebep olur. Sıcaklık okumaları, güvensizlik duygularıyla ve düşük özsaygıyla oluşan durumları engelleyen veya onaran bir tekniktir (Satir ve ark., 1991, s. 312-313).
Dertler ve Şikâyetler ve Olası Çözümler
Bu üçüncü kategoride; sorun ve şikâyetlerimiz ifade edildikten sonra olası çözümler de sunulur. Sorunu bulunan kişide sıklıkla olası çözüm üzerine bilgi de bulunmaktadır. Çocukların bir olası çözüm olarak kendi önerilerini geliştirmeleri desteklenir. Ve özellikle şikâyetlerini ifade etme süreçlerini eğlenceli bir zamana çevirmeleri sağlanır. Dile getirilen şikâyetler güçlü öfke duygularını çıkarabilir. “Öfkeni hissediyorum” diyerek öfkesini kabul etmek önemlidir. Öfke ile hareket etmek zorunda değilizdir. Daha ziyade öfkenin altındaki acı, korku ve altta yatan beklentiyi kabul etmek gerekir. Satir’in amacı insanların iç dünyalarındaki endişelerini paylaşmalarını sağlamaktır. Samimi, içten, destekleyici bir yaklaşımla kişilerin kendi endişeleri için daha fazla sorumluluk almasına yardımcı olmaktır. İnsanları birbirlerine yanıt vermeleri ve uyumlu bir şekilde iletişim kurmaları için teşvik eder (Satir ve ark., 1991, s. 313).
Sıcaklık okuma her endişenin diğer grup üyeleri tarafından çözülmesi anlamına gelmez. Endişesi ve sorunu anlatanı duymak, müzakere etmek, ayrıntılarını öğrenmek, katılıyorum veya katılmıyorum diyebilmektir (Satir ve ark., 1991, s. 314).

Yeni Malumatlar ve Bilgi Edinmeler
Dördüncü kategoride; kişi bazı şeyleri yaşayıp söylemediğinde yeni bilgilendirmeler biliniyor gibi bir hissiyat yaşıyor olabilir. Bu biliniyor varsayımı iletişimdeki sıklığımızı ve anlaşılmamızı zorlaştırmaktadır. Sıcaklık okumada yeni kararlarımızı, faaliyetlerimizi, başarılarımızı içeren kişisel bilgilerimizi ifade ediyoruz. Bu bilgi paylaşımı ayrıca takım ruhunu da oluşturur. Herkesin aynı haberi almasını sağlamak aynı anlaşılırlıkla çalışmayı sağlar. Dışlanmışlık hissedilmez. Bir insanın kendi ile ilgili bilgilerinin diğer insanlar tarafından duyulması onaylanmışlık ve özsaygı hissettirir (Satir ve ark., 1991, s. 314).
Umutlar, Beklentiler ve İstekler
İnsanlar umutlarını ve isteklerini paylaşırken yakın geleceğe odaklanırlar. Dile dökülmeyen isteğin olması ihtimali çok düşüktür. Birçoğumuz dilek ve umutlarımızı konuşmamak üzerine şartlandırıldık. Umut ve isteklerimizi konuşmak, kendimize yeterli özgürlüğü vermediğimiz sansürlü bir alandır. İstek ve arzularımızı gerçekleştirme fırsatını kendimize verdiğimizde bunun için gerekli kaynakları bulabiliriz. Diğer insanlar da isteklerimizi gerçekleştirmekte bize yardımcı olabilirler. Aile hayatı insanların isteklerine, umutlarına destek olarak gelişir ve zenginleşir. Satir okullarda da öğretmenlere sıcaklık okumayı öğrencilerine sınıfta yapmayı öğretmiştir. Atölye çalışmalarında da kullanmıştır. Böylece katılımcılarla yakın ilişki kurmayı ve yumuşak bir atölye çalışması yapmayı sağlamaktadır. Sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmasını sağladığı için organizasyon gelişim danışmanlarının personel toplantılarında bu yöntemi kullanmasının mükemmel sonuç çıkardığı ifade edilir (Satir ve ark., 1991, s. 314-315).

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE İNSANLAR ARASI İLETİŞİM TUTUMLARI

İNSANLAR ARASI İLETİŞİM TUTUMLARI

Sosyal bir canlı olarak insan gerek aile içinde gerekse toplum içinde iletişime bağlı yaşadığı sorunlar ve olaylar karşısında oluşan gerilimle başa çıkmak için çeşitli tutumlar geliştirmektedir. İnsanların geliştirdikleri bu tutumlar, çocukluğunda ailede ebeveynler gelişimi destekleyen bir tavır ve davranış içerisinde olduğunda; çocuklar çeşitli sorunlar ve durumlar karşısında öz değerinden ve özgüveninden bir şey kaybetmeyen, başa çıkma tutumunda kendine ve ötekine zarar vermeyen, uyumlu, çözüm üretici, kendini ortaya koyduğu bir üslupta olur. Eğer çocukluğunda ailede ebeveynlerinin davranışları kendisinin gelişimini destekleyen değil eleştiren, öfkeli ve utandıran şeklinde güvensiz, anlamaktan uzak bir yaklaşımda olduğunda; şu anki hayatta herhangi bir sorunla karşılaştığında Virginia Satir’in bir metaforu ile ifade ettiği üzere “öz değer kazanı” tamamen boşalmış bir duruma geçer. Yani öz değerini yitirdiği, güvensiz hissettiği, kendi ihtiyaçlarını ve kendini anlayamadığı; gerçek duygularını gösteremediği bir kendilik halinde olur. Bu durumdayken yaşadığı gerilimi ortadan kaldırmak için yatıştırıcı, suçlayıcı, süper-mantıklı, ilgisiz-patavatsız şeklinde uygunsuz başa çıkma tutumları geliştirir. Kişi herhangi uygunsuz davranış ve sorunla karşılaştığında yaşadığı gerilimin etkisiyle içsel dünyasında öz değerini kaybedebilir; asıl yaşadığını dillendirmek yerine hissettiklerinden, düşüncelerinden farklı davranabilir. Fakat sözel olmayan iletişimde (nonverbal), yüz ifadesinde, beden duruşunda, kasların kasılmasında, nefesin ritminde, konuşma hızı ve konuşma tonunda, mimiklerde içsel yaşantıların, hissiyatların ve düşüncelerin etkisiyle farklı olduğunun işaretleri görülmektedir. Sözlerle başka şeyler ifade edilirken yüz, mimikler, beden duruşu, nefes alış-veriş, konuşma hızı ve tonu farklı şeyler söylemektedir. Bu durum kişi tarafından sözel olarak (verbal) farklı bir şekilde ifade edilirken sözel olmayan (nonverbal) şekilde de farklı bir mesaj ortaya çıkmaktadır. Örneğin kişi “yok yok, bir sorun yok.” derken ses tonunun gergin; mimiklerinin ve kaşlarının çatık; yüzünün gergin olması sözlü ve sözsüz mesajlarının farklı olduğu çifte mesaj (double bind) içermektedir (Satir, 2001, s. 87-88-89).
Sorunlu aile yapısında aile bireyleri arasında iletişim genellikle çifte mesaj içermektedir. Verdiğimiz örnekte surat asık iken “Ben çok iyiyim. Hiç bir sorun yok, sakinim.” diyen bir kişiyi düşünelim. Burada karşı tarafa sözel olmayan (nonverbal) iletişimde yüzün donuk ve asık olması, kaşların hafif çatık olması, ses tonunun soğuk ve mesafeli olmasının verdiği örtülü mesajla kelimelerle ifade edilen sözel mesaj aynı değildir (Satir, 2001, s. 11).
Sorunlu ailelerde eşlerden biri tarafından iletilen çifte mesajlar (double bind) diğer eş tarafından sadece sözel (verbal) ifade dikkate alınıp örtülü, sözel olmayan (nonverbal) mesajlar göz ardı edilebilir. Kimi eşler sözel olmayan mesajlara dikkat edip sözel mesajları göz ardı ediyor olabilir. Kimi eşler iletilen mevcut örtülü, açık mesajları dikkate almayıp farklı bir ifade kullanarak veya bu mesajları bedenen orada olsa bile yok sayarak ya da çifte mesajın arasındaki tutarsızlığı eleştirerek yaklaşabilirler. Bu şekilde sorunlu bir iletişimin olduğu ailelerde sağlıklı bireylerin yetişmesi (güven, sevgi ve değerlilik üzerine yapılanan) ve sağlıklı bir aile yapısının oluşması mümkün olmamaktadır (Satir and Baldwin, 1983, s. 197).
Böyle bir aile ortamında aile bireyleri; güvensizlik, tedirginlik, sevgisizlik ve değersizlik gibi öz değersizlik duygularının ortaya çıkmaması için aşağıdaki şekilde davranışlar sergiler:
A) Diğer aile bireyi, karşı tarafın eleştirel yapısını ortadan kaldırmak için kendi gibi olmadığı, sahte, kabullenici, alttan alan, suyuna giden, karşı tarafın her dediğini kabul eden, yatıştırıcı bir yaklaşım içerisine girebilir.
B) Diğer aile bireylerini suçlayan, bağıran, eleştiren, hata bulan bir davranış içerisine girebilir.
C) Diğer bireylere karşı ciddi, bilmiş, nasihat verici, aşırı soyut kavramlara atıfta bulunan, aşırı mantıklı, bilimsel bir üslupla öz değeri korumaya çalışan tavır ve davranış içerisinde olabilir.
D) Ya da ortama, konuya ve kişiye ilgisiz, alakasız davranabilir; patavatsız ifade ve davranışlar içerisinde olabilir.
Aile bireyleri arasında etkileşimle oluşan, hayatta kalabilmek için gelişmiş bu uygunsuz başa çıkma davranışları ve tutumlarını daha ayrıntılı inceleyelim (Satir, 2001, s. 91)

Yatıştırıcı Başa Çıkma Tutumu
Gelişme ve büyüme adına sağlıklı bir aile yapısında sevgi, değerlilik, güven duyguları içerisinde onaylanma ve desteklenme ile büyümemiş ve içinde yok edici acı, üzüntü, kaygı, kızgınlık, bastırılmış öfke duyguları yaşayan kendilik tasarımı; hiç öz değeri yokmuş, hiçbir şey yapmaya hakkı yokmuş ve yapamazmış gibi kendine inanç ve güven eksikliği olan; kendisinin ne yaşadığına odaklanmayan; kendisini tanımayan; kendi isteklerine, taleplerine, arzularına ve potansiyellerine bakamayan kendisiyle teması kesmiş bir durum almıştır. Bu derin değersizlik, çaresizlik ve “sen olmadan ben hiçbir şeyim” duygularıyla kendisini anlamak ve kendi potansiyelleriyle ayakta durmak yerine öteki kişiye (eş, sevgili, arkadaş vs.) dönmüş; sanki onun kendisini kabul etmesini büyük bir lütuf gibi hisseden; kendisini her şeyin suçlusu, hayatın en beceriksizi olarak gördüğü; sırf karşı tarafın sevgisini ve onayını almak için aşırı kibar, fedakar, her şeyi alttan alan, en sevimli ve tatlı olmak için çabalayan, verici bir davranış içerisinde olurlar (Satir, 1988, s. 92; Satir ve ark.,1991, s. 36-37-39-40; Gomori, 2008, s. 42).
İlişkilerindeki etkileşimsel konuşmalarına baktığınızda; kendini tamamen yok sayan, her şeye evet diyen; “Sen ne istiyorsan, nasıl istiyorsan öyle yapalım”, “Bütün hepsi benim yüzümden”, “Sen olmadan ben bir hiçim” şeklinde sözel (verbal) ve sözel olmayan (nonverbal), örtülü mesajlarını görürsünüz (Gomori, 2008, s. 42).
Kişiler zaman zaman hayattan keyif alamadıkları, depresif, çökkün bir halde olabilirler. İntihar düşünceleri hakim olabilir. Bazen agresif, sinirli bir durumdadırlar. Korku, kaygı ve panik atak belirtileri görülebilir. Yoğun gerginlik ve anksiyete duruma göre değişiklik gösterir. Bu yatıştırıcı tutum içerisinde öz-değer problemleri olan kişide, bahsettiğimiz bu ruhsal durumun etkisiyle bazı psikosomatik belirtileri görmek mümkündür veya bazı fiziksel hastalıkların artmasının tetiklenmekte olduğu düşünülmektedir. Yatıştırıcı başa çıkma tutumu benimseyen kişilerde gastroentistinal sistem (mide-bağırsak) ile ilgili sorunlar (spartic kolit, gastrit vs.); baş ağrıları (migren, stres baş ağrısı vs.) kalp ritim bozuklukları; cilt ile ilgili sorunlar (akne, dermatit, sedef vs) görülmektedir (Satir ve ark., 1991, s. 39-40).
Aile bireyi, kendi başa çıkma tutumunu fark ettiğinde, aslında ne yaşadığını anladığında dönüşüm için bir çaba içine girer. Bu başa çıkma tutumlarının hayatını nasıl olumsuz etkilediğini fark ederken bir taraftan yaşadıklarının kazandırdığı kendisi için önemli kaynaklarının da farkında olmaya başlar. Bu uygunsuz başa çıkma tutumundaki kişinin en önemli kaynakları önemseme, bakıp büyütme ve duyarlılıktır. Kişi kendini dönüştürme gayreti içerisinde yatıştırıcı başa çıkma uygunsuz tutumlarından vazgeçerken kendisinde yeti olarak bulunan bu güzel kaynakları kendisi için ve ilişkilerinde doğal ve sağlıklı bir şekilde kullanabilmektedir. Artık kendini önemsediği, sevdiği, bakıp büyüttüğü, kendine duyarlı davrandığı, isteklerini ve önceliklerini hayatın içerisine koyduğu bir yaşama doğru kucak açabilir. Artık ilişkilerini patolojik bir ihtiyaçtan değil, gerçek bir iletişim içerisinde sahtelikten vazgeçip doğal ve mutlu bir paylaşım olarak yaşar.

Yatıştırıcı Başa Çıkma Tutumu bu resim duruşuyla ifade edilir:

Yatıştırıcı Başa Çıkma Tutumuna sahip olan kişinin Kendilik (K), Öteki (Ö) ve Bağlam (B) ilişkisini gösteren şekildir:

Bu şekilde anlatılan yatıştırıcı başa çıkma tutumuna sahip bireylerin kendiliklerine (K) odaklanmayıp ötekine (Ö) ve bağlama (B) odaklanmaktadırlar.

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.
Suçlayıcı Başa Çıkma Tutumu
Suçlayıcı başa çıkma tutumu içerisindeki kişilerin genelde iç dünyalarındaki değersizlik, başarısızlık, beceriksizlik, güvensizlik, kontrolsüzlük, güçsüzlük ve zayıflık hissiyatları o kadar rahatsız edicidir ki ilişkilerinde farkında olmadıkları bir şekilde kendisini anlamaktan uzak, kendisiyle teması olmayan, dış dünyadaki ötekine yönelmiş, öfkeli, şüpheci bir tavır, devamlı eleştiren, kusur bulan, işgalci ve kontrolcü bir davranışla kendisinden otomatik olarak kaçınmacı bir tutum içinde oldukları görülmektedir. İlişki içinde olduğu insanları bir şeylerden dolayı suçlayan, eleştiren, yargılayıcı ve dayatan bir sözel (verbal) ve sözel olmayan (nonverbal) mesajlar vermektedir. Sözel mesajlarında ses tonunun vurgusunda yargılayıcı ve eleştirici ifadeyi görmek mümkündür. Dillendirdiği cümlelerinde, “Sen hiçbir şeyi doğru yapamazsın zaten”, “Senin sorunun ne?”, “Neden yapmadın?”, “Bende yanlış bir şey yok. Hata sende.” şeklinde eleştiren, suçlayan, büyüklenen, karşısındakine boyun eğdiren tarzda ifadeleri kullanmaktadır (Gomori, 2008, s. 42-43; Satir ve ark., 1991, s. 41; Satir, 2001, s. 94).
Söylediği şeyler mantıklı da olsa ifade ediş tarzı, ses tonu, ses vurgusu, beden duruşu ve mimikleri gergin, kızgın, suçlayan bir tarzdadır. Hep hayatın içerisinde kusurlar bularak, kendinde ne olduğunu anlamadan içindeki değersizlik, yalnızlık, zayıflık, kontrol, kaybetme duygularından habersizdir. Akkor teli gibi gergin olma hali vücuduna yansır. Buna bağlı oluşan kas sisteminde gerginlikten, kasılma, stres baş ağrısından muzdarip olabilirler. Bu ruhsal gerilimle yaşadığı psikosomatik rahatsızlıklarının asıl sebebinin farkında olmaktan uzak; sanki her şeyin sorumlusu dış dünya ve dış dünyadaki kusurlu, hatalı kişilermiş gibi yaşayan; bütün dünyayı ve insanları suçlayarak, boyun eğdirerek, kontrol ederek, diktatörce bir yaşam biçimi içerisindedir. Sinirli, öfkeli, şüpheci, her an çatışmaya hazır, meydan okuyan, şiddete yatkın bir ruh halindedir. Kişinin yaşadığı bu gerginlik, psikosomatik rahatsızlıkların ve bazı fiziksel hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Fibromyalgi, gerilim tipi baş ağrısı, HT, kalp rahatsızlıkları, pleji (felç) vs. şeklindeki kalp ve damar hastalıkları baş gösterebilmektedir (Gomori, 2008, s. 43; Satir ve ark., 1991, s. 43-44; Satir, 2001, s. 94).
Bireyler suçlayıcı başa çıkma tutumunu fark ettiğinde ve aslında ne yaşadığını anladığında değişerek dönüşüm için çaba içerisine girerler. Hayatlarındaki fiziksel, ruhsal ve sosyal ilişkiler bağlamında yaşadığı olumsuz davranış ve tavırlarının farkına varıp değiştirmeye çalışırlarken diğer taraftan kendilerinde bulunan kendini ortaya koyabilme gücü, liderlik ve mücadele ruhu gibi kaynaklarını doğal ve sağlıklı bir ilişkide insanları işgal ve kontrol etmeden kullanabileceğini fark ederler.
Bu kaynaklarını artık sakince kendilerini ve ötekilerini anlamak amacıyla kullanırlar. Herhangi haksız ve uygunsuz bir durumda karşıdakini öfkeyle kontrol eden ve aşağılayan bir tavırdan vazgeçip sakince ve uyumlu bir şekilde çözüm bulmaya çalışırlar.

Suçlayıcı Başa Çıkma Tutumu bu resim duruşuyla ifade edilir:

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Suçlayıcı Başa Çıkma Tutumuna sahip olan kişinin Kendilik (K), Öteki (Ö) ve Bağlam (B) ilişkisini gösteren şekildir:

Bu şekilde anlatılan suçlayıcı başa çıkma tutumuna sahip bireylerin ötekine (Ö) odaklanmayıp bağlama (B) ve kendiliklerine (K) odaklanmaktadırlar.

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

İlgisiz / Patavatsız Başa Çıkma Tutumu

İlgisiz / Patavatsız Başa Çıkma Tutumu içerisinde olan kişiler diğer insanlara, ortama, o anki olaya, duruma karşı ilgisiz, duyarsız görünebilirler. Bazen ortamda gereksiz, aşırı hareketli, aptalca kabul edilebilecek davranışlarda bulunabilirler. Ortamın ciddiyetiyle, konuyla, kişilerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi dururken patavatsız davranışlarda bulunabilirler. Saçma konuşmalar, gereksiz ve yersiz şakalar, önemli bir konu konuşulurken gereksiz bir şekilde konuyu değiştirme gibi davranışlar gözlenebilir. Duygusal konulardan ve kişisel bir sorumluluk içeren kendisi veya diğer bir insanla ilgili bir konuya odaklanan konuşmalardan; şaka tarzında, saçma ve absürt konuşmalarla uzak durdukları dikkati çeker. Sanki hiçbir şey umurlarında değilmiş ve hiçbir şey ciddiye alınacak kadar önemli değilmiş gibi bir üslupları olsa da aslında iç dünyalarında hassas, kırılgan ve kontrolü kaybedeceği korkusu olan, üzüntü ve kaygıları olan insanlardır (Gomori, 2008, s. 43-44; Satir ve ark., 1991, s. 49-50).
Aile menşeilerinde yaşadıkları ebeveyn-çocuk ilişkisi sebebiyle iç dünyalarında hiçkimse tarafından önemsenip umursanmadıklarını hissettikleri, aitlik duygularını hissedemedikleri için de aidiyet duygusundan yoksun, güvensiz ve değersiz hisseden; sanki kendisini ortaya koyarsa yanlış anlaşılacağını ve zarar göreceğini düşündüğü için kendi gerçek duygularını göstermekten kaçınan; kontrolü kaybetme korkusu yaşayan bir durumdadırlar. Bu yoğun, acı verici duygular ve ona bağlı kaygı dolayısıyla kendi gerçekliğinden, iç dünyasından uzaklaşmış haldedirler. Dış dünyada empati kurmayan, patavatsız, manipülatif ve işgalci, umursamaz, bazen çok hareketli bazen de aşırı hareketsiz, ilgisiz ve kopuk davranışları kendinden kaçmakla ilgili bir başa çıkma tutumları şeklindedir. Dışarıdan bakıldığında dünya yansa umurlarında değilmiş gibi görünen bu insanların aslında iç dünyaları bir o kadar aşırı hassas ve duyarlı, alıngan ve kırılgan bir yapıdadır. Üzüntü ve kaygı yaşarlar. Yanlış anlaşılmaya karşı duyarlıdırlar. Kafaları karmakarışıktır. Kontrolü kaybetmeye karşı derin bir korku yaşarlar. Umursamaz davranışları kaza geçirme durumlarını da beraberinde getirir. Bu başa çıkma tutumu yapılanmasına bağlı, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Dürtü Kontrol Bozukluğu, Disosiyatif Bozukluklar, Tik, Öğrenme Güçlüğü diyebileceğimiz semptomları dekstruktif birçok tanıyı almalarını da sebep olmaktadır (Satir ve ark., 1991, s. 51).
Danışan neden bu şekilde bir davranış ve tutum içerisinde olduğunu anlamaya başlayınca, bu başa çıkma tutumlarının hayatını nasıl olumsuz etkilediğini ve bu davranışlarının aslında kendinden kaçmaya çalışma olduğunu fark eder. İlgisiz/Patavatsız başa çıkma davranışlarından vazgeçmek için adım atma kararı verir. Kendini sevdiği, bakıp büyüttüğü, kendini anladığı, istek ve önceliklerini hayatının içerisine koymaya çalıştığı bir süreci yaşamak üzere kendi dönüşümü için çabalar. Kendinde var olan mizah, spontanite, yaratıcılık, eğlence, esneklik kaynaklarını uyumlu olmaya çalıştığı hayatında kendiyle ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde de kullanılır.
İlgisiz / Patavatsız Başa Çıkma Tutumu bu resim duruşuyla ifade edilir:

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

İlgisiz / Patavatsız Başa Çıkma Tutumuna sahip olan kişinin Kendilik (K), Öteki (Ö) ve Bağlam (B) ilişkisini gösteren şekildir:

Bu şekilde anlatılan ilgisiz / patavatsız başa çıkma tutumuna sahip bireyler kendiliklerine (K), ötekine (Ö) ve bağlama (B) odaklanmamaktadırlar.

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J., & Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Aşırı Mantıklı Başa Çıkma Tutumları
Sorunlu aile yapısı içerisinde güvensiz, savunmasız, beceriksiz ve değeri yokmuş gibi rahatsız edici duyguları deneyimleyen insanlar, bu kaygı oluşturan acı verici duygularını hissetmemek için aşırı mantıklı başa çıkma tutumlarını sergiler. Otomatik, farkına bile varmadan kendileriyle teması kesmiş, duygularına dokunmayan ve duygularını paylaşmayan bir yapıdadırlar. İç dünyalarında asla dışarıda gösteremedikleri hassas, duyarlı yönleri vardır. Genelde yalnızlık ve izolasyon duygusunu hissederler. Hayata ve insanlara karşı kontrolü kaybetme korkusu yaşarlar. İnsanlarla olan ilişkilerinde mesafeli, soğuk, yüksekten bakan, herhangi bir şey için insiyatif almayıp sadece mantıkla konuşmayı tercih ederler. Durumlara ve insanlara karşı duyarsız bir görünüm sergilerler. İnsanlarla ilişkilerinde sorumluluk almamak, iletişime geçmemek, duygularına dokunmamak için ciddi manipülatif davranışları olur. İnsanları zor durumda bırakacak kadar katı ve objektif bir tutum sergilerler. Çözüm üreten, insiyatif alan, ara yol bulan bir esneklikleri yoktur. Kişisel bir tavır, yaklaşım, bağlantı ve duygusal bir ifade göremezsiniz. Duygusal, insani bir iletişim ve bağlanmadan ziyade akıl, kural, bilim ve soyut düşünceleri söylem olarak kullanarak kişilerle kendileri arasına üstünlük içeren bir mesafe koyarlar. Sorumluluk almayan ve insanla bağlantı içermeyen büyüklenmeci, mantığı arkasına alan, uzun açıklamalarda ve tavsiyelerde bulunurlar. Karmaşık bir mesleki jargon kullanabilirler. İnsan ilişkilerinde “Biri mantıklı olmalı.” ifadelerini sık kullanırlar. Bilimsel, mantıksal ve soyut bazı çalışmalara atıfta bulunarak “… aracılığıyla düşünürüm.” söylemlerini kullanırlar. Diğer kişiye üstünlük taslayan, akılla bazı çıkarımları o kişinin olumsuz gerçekleriymiş gibi sunduğunu görürsünüz. “Sen çok duyarlı, aşırı duygusalsın.” gibi ifadeleri mevcuttur (Satir ve ark., 1991, s. 45-46-47-48).
Bu başa çıkma tutumlarıyla götürdükleri fiziksel yaşamlarında kanser, deri hastalıkları, lenf hastalıkları, sırt ağrılarıyla mononükleozis ve kalp hastalıkları görülme olasılıklarını artırır. Aşırı mantıklı başa çıkma tutumu içerisinde olan kişilerde depresyon, obsesiflik ve kompülsiflik, sosyopati, empati eksikliği, otizm, ortamdan sosyal içe çekilme yaygın olarak görülür (Satir ve ark., 1991, s. 48).
Aşırı mantıklı başa çıkma tutumu sergileyen davranışlar içerisinde neden bulunduğunu anlamaya başlayınca insan; ilişkilerine ne kadar çok zarar verdiğini, insanlardan ve kendinden uzak durmaya çalışarak kendine ne kadar zarar verdiğini fark etmeye başlar. Kişi zor da olsa canı yakan duygularını anlamaya, dokunmaya çalışarak aşırı mantıklı başa çıkma tutumunu dönüştürme sürecine girer. Danışan kendinde var olan problem çözme, mantık, akıl, ayrıntılara dikkat etme kaynaklarıyla önce kendi iç dünyasında yaşadığı yalnızlığa, hassas incinmişliklerine, duygularına ve kontrolü kaybetme korkularının içindeki güvensizlik, değersizlik hislerine bakmaya başlar. Bunlara bağlı nasıl kendinden ve insanlardan uzak, soğuk, mesafeli, bilmişlik ve ukalalık taslayan bir tavır içerisine girdiğini anladığı bir terapötik çalışmanın (başa çıkma dansları oyunları, kişisel buzdağı metaforu, mandala, aile haritası, aile kuralları, aile heykeli ve ailenin yeniden yapılandırılması vs.) içerisine girer. Hem kendisi ile hem de dış dünya ile uyumlu olmaya çabaladığı, kaynaklarını insanlara ve kendine uyumlu olacak şekilde kullanmaya başladığı bir süreçte olur.
Aşırı Mantıklı Başa Çıkma Tutumu bu resim duruşuyla ifade edilir:

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Aşırı Mantıklı Başa Çıkma Tutumuna sahip olan kişinin Kendilik (K), Öteki (Ö) ve Bağlam (B) ilişkisini gösteren şekildir:

Bu şekilde anlatılan aşırı mantıklı başa çıkma tutumuna sahip bireyler bağlama (B) odaklanıp kendiliklerine (K) ve ötekine (Ö) odaklanmamaktadırlar.

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Uyumlu Olma Başa Çıkma Tutumları
Hayatını uyumlu olma tutumları üzerinden götüren bir insan; davranışlarında canlı, diğer insanı ve kendini önemseyen, güven hisseden ve hissettiren, sorumluluk alan, yaptığına hakim ve yetkin, sevgi ve muhabbetle kendi ve diğer insanlarla bağlantıda olan, mutlu ve keyifli bir haldedir. İç dünyasında kendini takdir eden, değerli hisseden, özel ve biricik olduğunu hisseden, insanların hangi durumda olursa olsun eşit olduklarını düşünen, insanları aşağıda-yukarıda şeklinde kategorize etmeyen, canlı ve cansız bütün eşyayı ve kendisini manevi bir yaşam enerjisiyle huzurlu bir şekilde hisseden bir yapıdadır. Sakin, huzurlu, sevgi dolu ve keyifle keşfetmeye meraklı, kendisine ve etrafındaki insanlara güven hisseden, olayları ve insanları yargılamadan birçok yönüyle bakabilen bir yapıyı görebilirsiniz (Gomori, 2008, s. 45; Satir ve ark., 1991, s. 65).
Sağlıklı ve mutlu ebeveyn-çocuk ilişkisi geçirmiş kişilerin iletişime açık, güven ve sevgiyle büyüdüğü bir geçmişe sahip olmanın etkisiyle kendisine bakabilme kapasitesi ve farkındalığı olan, ilişki kuran ve değer veren açıklığa sahip, kendini ve başka insanları önemseyen, değer veren; kendine, insanlara ve olaylara olumlu-olumsuz, artı ve eksi yönleriyle bir bütün olarak bakabilme kapasitesine sahip olduğu anlamlı kaynakları vardır. Uyumlu başa çıkma tutumlarına sahip kişiler bütünleşmiş, farklı koşul ve şartlar olması durumunda da her zaman bütünleşmiş ve hep aynı kalabilen bir kendiliğe, kendilik saygınlığına ve kendilik değerine sahiptirler.
Uyumlu olma baş çıkma tutumları olan insanlar; beslenme, fiziksel spor gibi bedensel ihtiyaçlarının ve manevi bağlantı ihtiyaçlarının farkındadırlar. İçsel dünyalarının duygularının farkında ve zihinsel düşünceleri net, açık ve gerçekçi olur.
İnsanlarla ilişki içerisinde eşitler ilişkisinde iletişim kuran ve insanlara değer veren, güven hissettiren, saygılı, etkileşime giren, muhabbetli, sakin ve ilham veren bir yapıya sahiptirler. Uyumlu insanın düşünce ve hayata bakış dinamiğinde hangi ırka, cinsiyete, yaşa, fiziksel yapıya sahip olunursa olunsun bütün insanların yaşama, birbirlerine yakın olma, üretme, büyüme, gerçekçi ve mantıklı olma hakkına sahip olduğu bir eşitlik inancı mevcuttur.
Uyumlu insan beş duyu sistemiyle (görme, ses, koku, tat, dokunma) ve sesleriyle gelen bilgilerin, mesajların farkındalığı içerisinde insanlarla olan etkileşiminde rahat, yüz yüze olmaya ve göz göze gelmeye önem verir. Karşısındaki kişinin açık ve örtülü mesajlarını (beden ifadeleri, ses vs.) önemser. İnsanların deneyimlerini, duygularını, davranışlarını keşfetme konusunda meraklı, yargılamadan dinleyen, geri bildirim veren, açık bir iletişim içerisindedir. Bu uyumlu davranışları ortaya koyabilmenin nedenine bakıldığında; kendi aile menşeilerindeki, özellikle gelişim sürecinde ebeveyn-çocuk ilişkisindeki sevgiyi, güveni, anlaşılmayı, değeri, desteklenmeyi görmesine mutabık oluşan kendi değerliliğini hissetmesi ve kendine olan saygısının oluşması görülür.
İnsanların karşılıklı iletişime geçtikleri zaman; açık ve örtülü gönderilen mesajları ile öz değerin yansıması ya kişiyi uyumlu tepki davranışlarına götüren otomatik beden farkındalığı sistemini veya öz değerinin yetersiz hissedilmesinin yansıması uygunsuz başa çıkma tutumlarını ortaya çıkaran otomatik beden uyarı savunma sistemini aktive eder. Hayatta kalma uyumsuz başa çıkma tutumlarını genellikle yansıtma, suçlama, inkar etme, yatıştırma, göz ardı etme, aşırı mantıklı olma, saptırma, ilgisiz/patavatsız olma gibi savunmalar ortaya çıkarır.
Otomatik beden farkındalığı sistemi harekete geçtiği durumda; kişi tamamen şimdi ve burada olduğunu hissettiği, düşünme, görme, duyma, konuşma yetileriyle hareket ettiği, yüksek özsaygıya sahip uyumlu bir insan halindedir. İletişimde gözlerin, kulakların, derinin vs. karşıdan veya ortamdan aldığı bilgilere şimdi ve burada bir anlam yüklenir. Bu anlam sadece şu anda oluyorsa direkt onun anlaşıldığı bir anlam olabileceği gibi şu anki anlamın üzerine düşen bir gölge oyunu da olabilir. Karşıdan verilmek istenen mesajın anlaşılmadığı ya da ortadaki anlam ve durumun tamamen farklı algılandığı bir algıya bağlı; genellikle kişinin kendini, öz değerini düşük hissettiği ve kendini koruma adına inkar etme, göz ardı etme, yansıtma ve saptırma savunmalarının kullanıldığı uyumsuz başa çıkma davranışlarını ortaya koyarlar.
İnsan öncelikle bir bütün olarak kendini görmeli, olumlu ve olumsuz başa çıkma tutumlarıyla kendini kabul etmelidir. Nedenselliğini kavradığı, anladığı bir farkındalıkla ve kendini her haliyle kabul ettiği bir bakış açısıyla olumsuz başa çıkma tutumlarını dönüştürme süreci isteği içine girebilir. İnsanların birbirleriyle etkileşimleri sırasında yatıştırıcı başa çıkma davranışları öncelikle suçluluk duygularının çıkmasına sebep olur. Suçlayıcı başa çıkma davranışları öncelikle korku duygularının çıkmasına; süper-mantıklı tavırlar öncelikle kıskançlık ve kızgınlık duygularının çıkmasına sebep olur. İlgisiz/patavatsız davranışlar yüzeysel, geyik yapma denilen sanki her şeyi eğlenceye vurma çabasını ortaya çıkarır. Bu etkileşimlerin hepsi savunma ve olumsuz davranışları beraberinde getirir. Yatıştırıcı bir tavırla ortaya çıkan suçluluk sanki ilişkideki mevcut durumu veya konuyu geçiştirmeyi beraberinde getirebilir. Suçlayıcı tavırla ortaya konulan davranışların etkisiyle oluşan korku sanki ötekini sorgulamadan, itiraz etmeden boyun eğmesini sağlamayı amaçlayan ilişkiye döner. Her şeyi ben bilirim, her şeyin mantığı, bilgisi bende tavrıyla öteki kişiye yüksekten bakan bir yaklaşım kızgınlık ve öfkeyi beraberinde getirebilir. İlgisiz/patavatsız tavırla “ti”ye alma, hayatı ciddiye almama gibi bir üslupla ötekinin eleştirisinden kurtarılma çabası olabilir.
Bu süreçte gelinen noktada danışan; İlgisiz/patavatsız davranışları göstermeden gereksiz uzayan olumsuz durumun etkisinden çıkıp, konuyu değiştirebilen, anlamlı bir mizaha çevirebilen; yatıştırıcı başa çıkma davranışlarını göstermeden özür dileyen ve teşekkür edebilen; suçlayıcı başa çıkma davranışlarını ortaya koymadan farklı fikir ve düşüncelerini ifade edebilen; süper-mantıklı başa çıkma davranışlarını (aşırı bilmiş, üsten bakan, hissetmeden ahkam kesen, insanı sıkan, anlamaktan uzak) göstermeden akılla davranabilen; bir kapasiteyi ortaya koyabilen dönüşüme ulaşabilir.
Uyumlu Başa Çıkma Tutumu bu resim duruşuyla ifade edilir:

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Uyumlu Başa Çıkma Tutumuna sahip olan kişinin Kendilik (K), Öteki (Ö) ve Bağlam (B) ilişkisini gösteren şekildir:

Bu şekilde anlatılan uyumlu başa çıkma tutumuna sahip bireylerin kendiliklerine (K), ötekine (Ö) ve bağlama (B) odaklanmaktadırlar.

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

VIRGINIA SATIR MODELİNDE DÖNÜŞÜMSEL DEĞİŞİM İÇİN AŞAMALAR

Virginia Satir Modelinde Dönüşümsel Değişim için Aşamalar
Satir modeli; keşfetme ve olumlu bakış açısıyla danışanın gerçeklerini kabul ettiği, dönüşerek değişmesinin amaç edildiği bir yaklaşımdır. Dönüşerek değişmek için danışan aşağıdaki aşamalardan geçmelidir.
• Statüko aşaması (kapalı sistem): Bu aşamada aile içindeki bireyler sorunları yokmuş gibi davranırlar ve mevcut durumda yaşamayı tercih ederler. Yaşadıkları durumu sorgulamak ve adım atmak güvensizlik getirecek ve sanki aile birliği ve huzuru, ailede ilişkiler bozulacak yani denge bozulacak kaygısını yaşarlar. Bu yüzden aile içerisinde yaşanan sorun yok sayılır (Satir ve ark., 1991, 99-100-101).
• Yabancı faktörü aşaması: Aile içindeki bu kapalı sistemde bazı şeyleri değiştirmekle ilgili bir istek başladığında danışan adım atmayla ilgili bir süreç yaşamaya başlar. Aile içindeki olumsuz başa çıkma tutumlarının ve sorunların görülmemeye çalışıldığı bir durumda yabancı faktörün (genellikle terapist) etkisiyle nazik bir şekilde olumlu bir bakış açısıyla gerçeklerle yüzleşilmeye başlanır. Böylece değişimle ilgili sürekli etkileşim ve iletişim içinde olunur. Terapist aile bireyleri ile empatik ve güvene dayalı olumlu bir iletişim içerisinde, ailede ki olumsuz başa çıkma tutumlarını fark ettirir. Bu aşamada aslında sorunun ne olduğu fark edilir. Değişim için olumlu olasılıklar amaç olarak hedeflenir. Bu süreçte aile sisteminde aile bireylerinin değişik derecede farkındalık ve değişime yönelik istekleri ve tutumları olabilir. Hatta bireyler intrapsişik yapılarında bazı taraflarıyla değişimi isterken bazı taraflarıyla zorlanabilirler (Satir ve ark., 1991, 101-102).
• Kaos aşaması (sistemi açmak): Bu aşamada kapalı aile sistemi açık sistem haline gelmiştir. Başa çıkma tutumlarıyla sorunlar görülmemeye çalışılmaktadır. Bu süreçte aile ve aile bireyleri güvensiz, savunmasız hissettikleri acı verici duyguları açığa çıkarılıp ifade ettikleri bir durumu yaşarlar. Danışanlar acı verici duyguların ortaya çıktığı, içte hep kaçılmaya çalışılan düşük öz değer, öz saygının hissedilmesi ve ifade edilmesi, karşılanmamış beklentilerin dillendirildiği bir süreçtedirler. Eski başa çıkma tutumlarının nedenlerinin anlaşılması artık o davranışları yapmanın önüne geçerken, diğer taraftan da yeni uyumlu başa çıkma tutumları da henüz yeterince gelişmediği için bu aşama bir doğum sancısı gibi kaygılı, fakat bir o kadar da anlamlı bir aşamadır. Bu sıkıntılı, kaotik süreçte; terapistin danışanı acılı ve sıkıntılı karışık duygu ve düşünceler içerisinde kalmasında eşlik etmesi önemlidir. Terapist; danışanın yaşadığı sıkıntı ve kargaşanın farkında, onu hisseden, empatik bir şekilde eşlik eden, uyumlu, danışanın kültürel değerlerini de dikkate alan, fiziksel olarak dokunan, göz temasını kesmeyen, olumlu duygusal bir bakış açısıyla destek olan, kabul eden, nefes alıp vermesini sağlayan, danışanın kaos içerisinde kaçmadan yaşadığı bu zor aşamada, destek olan bir durumdadır. Bu sancılı süreci yaşamanın önünü kesmek, değişim sürecinin durmasına sebep olur. Terapist uyumlu etkileşimiyle danışana eşlik ederek bu sancılı, zor süreçte danışanın kaçışını da aslında bir yönüyle önlemiş de olur (Satir ve Baldwin, 1983, s. 216-217-218).
• Dönüşüm aşaması (değişimi gerçekleştirme aşaması):
Danışan eski başa çıkma tutumlarını bırakmaya çalıştığı bu durumda karmaşık, sancılı bir dönem yaşar. Danışanın düşük öz değer duygularının ve karşılanmamış beklentilerinin ortaya çıktığı bu süreçte intrapsişik sistemde hem de etkileşim sisteminde değişimin oluşmasının önü açılır. Danışan ve terapist manevi yaşam enerjisini hisseder ve olumlu bir bakış acısıyla değişim amaçlarına yönelir. Bu aşamada danışan karşılanmamış beklentilerin farkına varır. Yaşadığı olumsuz deneyimlerin etkisiyle ortaya koyduğu davranışları, tutumları neden yaptığını anlamlandırır ve başa çıkma tutumlarından vazgeçer. Yaşamış olduğu olumsuz tecrübeleri, güç ve kaynak olarak yeniden yapılandırdığı bir farkındalık ve bilinçte yeni bir bakış açısı kazanır. Terapide; danışanın daha fazla sorumluluğu aldığı, kendini kabul ettiği, kendine daha şefkatli ve değer veren bir şekilde ilişkiye geçtiği, öz değerini yükselttiği, hayatıyla ilgili alternatif çözümler ortaya koyarak daha iyi seçimler yaptığı, kendinin, duygularının, düşüncelerinin, isteklerinin ve beklentilerinin farkına vardığı, kendini ve başkalarını anladığı, manevi yaşam enerjisiyle ahenk içersinde uyumlu bir insan olmayı amaçladığı bir farkındalığın olduğu ana hedeflere yoğunlaşılır (Satir ve ark., 1991, s. 114-115) .
• Bütünleştirme aşaması: Bu aşama; danışanın oluşturduğu yeni bakış açısı ile eski davranış tutumlarını ortadan kaldırıp uyumlu başa çıkma tutumlarını ortaya koyduğu, değişimin kalıcı bir hal alması için çalıştığı süreçtir. Bu aşamada danışan kendini farklı deneyimler. Sanki danışan eski elbisesini çıkarmış; daha güzel, itinalı, kaliteli yeni bir elbise giymiş gibidir. Bu yeni yapısını, kendilik tasarımına, umutlu algılayışına, olaylara, durumlara, insanlara ve daha farklı bakış açısına hem iç dünyasında hem dış dünyasında entegre etmesi ve oturtması için, terapistle paylaştığı zamana ihtiyacı vardır. Değişimin kalıcı bir hal alabilmesi için terapist, danışanın kendisindeki dönüşümü daha iyi hissetmesini sağlamak için Kişisel Buz Dağı çalışmasıyla, danışanın şu anda kendinde nasıl farklı hissettiğini, gördüğünü, düşündüğünü fark etmesini sağlar. Bu farkındalıkla; danışanın değişimi entegre ettiği, sahiplendiği, süreklilik arz eden bir kimliği kazandığı bir sürecin temelleri atılmış olur (Satir ve ark., 1991, s. 114-115-116-117).
Danışanın değişip dönüşmüş yeni kimliğini tamamen hissedebildiği ve sahiplenebildiği bir sürekliliği oluşturması için, yeni ilişki tutumları deneyimlediği, insanlarla olan etkileşimleri daha çok tecrübe ettiği uygulamaları yapması teşvik edilir. Yeni ilişki tutumlarını yapabildiği ilişkileri hayal edebilmesi, gelecekte kendinin diğer insanlarla ilişkilerini ve bulunduğu bağlamda pozisyonun değişmiş olduğunu hayal etmesi, önemli adımlardır (Satir ve ark., 1991, s. 114-115-116-117).
• Değişimlerin pratik uygulamalarının yapılma aşaması: Haftada bir görülen danışanlara kendinden kaçışı sağlayan, eski hatalı davranış tutumlarını bırakıp, yeni halini hissettiği yaşadığı ve tamamıyla sahiplendiği oturmuşluğu sağlamak için hayatında yaptıkları dönüşümsel değişimi uygulayabilecekleri ödevler verilir. Bu ödevler danışanın hem intrapsişik hem de etkileşimsel sistemlerine olumlu, bütünleşmiş, sabitlenmesini sağlayıcı bir etkiye sahip olur. Ödevler, bir sonraki seansa kadar, insanlarla ilişkilerini yeni yapısıyla, yeni uyumlu başa çıkma tutumları ile deneyimlemeleri üzerine kurulmuştur (Satir ve ark., 1991, s. 115-116-117)
• Sağlıklı ve uyumlu olma aşaması: Bu aşamada artık danışanın kendi ile olan diyalogunda; hayata bakış açısının, inançlarının, duygularının, davranışlarının hem iç dünyasında hem de dış dünyada değiştiği, farklı olgunluk hali mevcuttur. Danışan sanki hem kendine hem de dış dünyaya daha anlamlı, olumlu, sevgiyle barışık baktığı farklı bir gözlük takmıştır (Satir ve ark., 1991, s. 118).

Satir Modelinde Dönüşümsel Değişim İçin Aşamalar

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

Satir Modelinde Dönüşümsel Değişimin Aşamaları

Satir, V., Banmen, j., Gerber, J.,&Gomori, M. 1991. The Satir Model: Family Therapy and Beyond. Palo Alto, CA: Science and Behavior Boks. Inc.

VIRGINIA SATIR YAKLAŞIMINDA TERAPİSTİN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER

Virginia Satir Yaklaşımında Terapistin Dikkat Etmesi Gerekenler

Virginia Satir, terapilerde kullanılan teknik ve yaklaşımların sadece bir araç olduğunu düşünür. Virginia Satir, terapist ve danışan arasındaki terapötik ilişkide gücün kullanımı ve bağımlılık geliştirmenin bir tekrarının yaşanmaması için terapistin dikkatli olması gerektiğine dikkat çeker. Terapi süreçlerinde terapist, kötü bir amacı olmaksızın kendi çözümlenmemiş sorunlarını danışana yansıtabilir; bilinçdışı olarak danışanlarını oğlu, kızı, babası, annesi gibi görebilir. Bu bilinçdışı süreçlerde kurtarma, koruma, taraf tutma ya da danışana yansıtma, sorumluluğu danışana atma durumlarını da yaşayabilir. Bu birçok terapist tarafından bilinen iyi bir tuzaktır. Terapilerde, terapist ve danışan arasındaki iletişim çocukluk dönemlerinde öğrendikleri Baskın – Boyun eğen güç oyununa dönebilir. Terapötik süreç boyunca terapist, istem dışı olarak danışanın çocukluğundaki olumsuz otoriteye boyun eğme şeklinde deneyimlerini tekrarladığı bir otoriteye dönüşebilir. Baskın, Otorite ve Boyun eğen modeli terapisti kontrol etmeye yönelik kendi ego ihtiyaçlarını yaşamak ve dışarıda tutmak için de bilinçdışı fırsata dönüşebilir. “Sana yardım eden sadece ben varım. Bu nedenle bana minnettar olmalısın.”şeklinde bir his ve terapistin çocukluk dönemindeki geçmişinin izleri terapiye yansıyabilir. Terapi odasında bu yaşandığında terapinin amaçları sekteye uğrayacaktır (Baldwin, 2013, s. 20-21-22-23-24).
Virginia Satir; ifade edilen bu önemli noktaların çoğunun örtülü bir şekilde güçle ilgili olduğunu ifade eder. Bu farkına varmadan kullanılabilecek olan gizli gücün iki yönü olduğunu söyler. Bu gücün bir yönü ötekini kontrol etme, diğer yönü ise ötekini güçlendiren ve destekleyen roldür. Gücün uygun bir şekilde kullanımı terapistin kendi çözümlenmemiş meselelerinin olup olmaması veya onarılmış olmasına bağlı kendilik ile ilgilidir. Terapist de danışan gibi ihtiyaç ve sorunlarını inkâr ediyor, çarpıtıyor veya yansıtıyor olabilir. Eğer terapist kendi bilinçdışı geçmişini, aile menşeini yeterince çalışmamışsa danışanı yanlış yönlendirebilir. Terapistler en az danışanlar kadar kendi geçmişlerinden getirdikleri hassas ve kırılgan yönlerinin olabileceğini unutmamalıdır (Baldwin, 2013, s. 20-21-22-23-24).
Terapist danışanın büyüme ihtiyaçlarını destekleyip becerilerini geliştirmesine yardım ederken, kendisinin de aynı becerilere ve ihtiyaçlara sahip olup olmadığına bakabilmelidir. Terapist uyumlu olmayı geliştirmek için gayretli olmalıdır. Uyumluluk en yalın şekliyle; insanın göründüğü gibi hissettiği, hissettiğini konuştuğu, konuştuklarıyla da uyumlu davranış içinde olması halidir denebilir. İçi ile dışı bir olunan uyumlu bir iletişim güven oluşturur. Terapist ile danışan arasında güvene dayalı dürüst bir ilişki temelinin atılmış olması, danışanın iyileşme potansiyelini çıkarmak için önemli bir adımdır. Terapist danışanına ifade ettiği sözlerden farklı hissediyorsa veya kendisinin yapmadığı bir şeyi öneriyorsa bu üstü örtülü tutarsızlık, sözlerin ötesi iletişimle sezilir. Terapist ve danışan arasında güvensiz bir ortam oluşur. Terapist; inkâr, yansıtma, çarpıtma yapıyor ya da herhangi bir biçimde gerçek kendiliğinin ve içsel süreçlerinin üstünü örtüyorsa, terapilerini teknik olarak ne kadar iyi yönettiğini düşünürse düşünsün, bu durum danışana olumsuz yansıyacaktır. Terapi sürecinde danışan, terapistin tavrından kaynaklanan daha aşağıda bir pozisyonda olduğunu hissettiğinde kendisini açamayarak ve koruma altına aldığı bir savunmaya geçer. Terapist kendinden kaynaklanan bu durumu fark etmezse, sahip olduğu bilgi ile bunu danışandaki direnç olarak yorumlar. Yaşanan ise, terapistin bilinçdışı olarak kendini danışana göre üst konuma koyan tavırlarına bağlı oluşan uyumsuzluğu sonucunda danışanın güvensiz hissedip kendini korumaya almasıdır. İnsanlar büyüyebilmek ve dönüşebilmek için kendilerini açabilecekleri güvenli bir alana ihtiyaç duyarlar. İnsan iç dünyasını açtığında savunmasız, incinebilir, çok hassas hisseder. Terapist kendi ile uyumlu olduğu bir düzlemde olursa danışanın açılabileceği bir alan oluşmuş olur. Bu sebeple terapist danışanı anlamaya çalışırken kendi iç dünyasına bakabilmeli ve iç dünyasının etkisinde etkileşimle olan davranışlarının arkasını da görebildiği uyumlu tutumda olmalıdır. Bu uyumu sağlayamayan bir terapist danışana uyguladığı tekniklere odaklanıp ses tonu ve mimikleriyle sözsüz olarak verdiği asıl önemli mesajların farkında bile olmayabilir. Terapi sürecinde danışan terapist ilişkisinde danışanda görülen direnç ve savunmalar güvensiz hissetmenin etkisiyle oluşur. Bu durumda terapist danışanı için yapılacak şeyin ne olduğunu çok iyi bildiği iddiasıyla bir tavır içerisine girerse terapi süreci, çocuğunun iyiliği için yapılması gerekeni söyleme hakkına sahip olduğunu ve çocuğunun iyiliği için ona karşı kazanması gerektiğini düşünen çatışmalı ebeveyn – çocuk ilişkisine dönebilir. Veya terapist danışanı başarı basamaklarındaki ödül gibi hissettiğinde de ebeveynin başarısını gösteren vitrin çocuk- ebeveyn ilişkisine de dönebilir (Baldwin, 2013, s. 20-21-22-23-24).
Virginia Satir; terapistin insanların manevi yönüyle kutsal canlılar olduğunu ve bu kutsallığa yaraşır bir saygı ile insanların sahip oldukları güçlerinin önünü açmakla ilgili büyüme ve dönüşümle uyumlu bir çalışmanın yapılması gerektiğini düşünür. Terapi alanında terapist ile danışan arasında özel bir öğrenim ve etkileşim olduğunu düşünür. Terapist bu saygı ve şuurla, danışanın kendisinde var olan dönüşüm potansiyelinin, terapistin en derin kendiliğiyle danışanın en derin kendiliğinin karşılaşmasından geçtiğinin bilincine sahip olmalıdır (Baldwin, 2013, s. 20-21-22-23-24).
Virginia Satir terapistte bulunması gereken uyumu ‘‘Öğrendim ki; bir danışan ya da aile ile beraberken tüm kendiliğimle orada bulunduğumda, terapötik olarak çok daha kolay davranabiliyorum. Aynı anda hem danışanın inmem gereken derin duygularına daha kolaylıkla iniyor hem de kırılganlığını, gücünü ve yaşamın kutsallığını takdir ediyorum. Kendimle, yani duygularımla, düşüncelerimle, görüp duyduklarımla bağlantılı olduğumda, daha fazla entegre olmuş kendiliğime doğru ilerliyorum. Daha fazla uyumlu, daha fazla bütün oluyor ve diğer kişiyle de daha güçlü bağ kurabiliyorum. Verdiğim workshoplarda bu konuda konuştuğumda insanlar bana kendilerinin de hissettikleri pek çok şeyi dile getirdiğim ve ifade edilebilir kıldığım için teşekkür ediyor. Kısacası, bu eğitimlerde terapistin kendiliğini ve hastasının kendiliğini, insan oluşunu birinci önem sırasına koymanın değerini anlatmaya çalışıyorum. Terapi sürecinde alınması gereken riskleri mümkün kılan da bu kişiler arası pozitif bağdır. Pek çok yetişkin kendi anne babalarıyla ve onları yetiştiren diğer kişilerle “bağlantıda olduklarını hissetmediklerini ifade etmiştir. Bu sebeple de insanlıkları karakterleriyle değil, daha ziyade beklentiler ve rolleriyle tanımlanmışlardır. Eğer terapötik süreçte kendi kendilikleriyle bağ kurulmayacaksa bu kişilerin kendileri hakkında farklı hissedebilmeleri ne kadar mümkün olur?…’’ sözleriyle ifade etmektedir (Baldwin, 2013, s. 25)

VIRGINIA SATIR MODELİNDE DÖNÜŞÜMSEL DEĞİŞİM İÇİN TERAPİNİN YAPISI

VIRGINIA SATIR MODELİNDE
DÖNÜŞÜMSEL DEĞİŞİM İÇİN TERAPİNİN YAPISI

Virginia Satir, danışanların hem intrapşisik hem de etkileşimsel sistemleri olduğunu düşünür. Terapide intrapsişik ve etkileşimsel sistemlerle çalışılır. Danışanların yaşadıkları olayların intrapşisik sistemde bir karşılığı olur; etkileşimsel sistemlerinde ise etkisi görülür. Danışanların iç dünyalarında yaşadıkları, öz değer ve öz saygı üzerinden fark ettirmeye çalışılır. Kişiye kendi iç dünyasındaki kendiliğiyle temasın kopukluğu fark ettirilir. Kazan metaforu ve özellikle kişisel buz dağı metaforlarıyla danışanların intrapişik sistemlerinde ve etkileşimsel sistemlerinde neler olduğu göstermeye çalışılır. Dönüşüm eğer içsel intrapişik sistemde oluşursa onun bir yansıması olarak etkileşimsel sistemde de etkisini gösterecektir. Etkileşimsel sistem, danışanın başkalarıyla olan ilişkisini gösterir. Etkileşimsel sistemdeki ilişkiler kişinin kendi aile menşeinde anne, baba ve kardeşlerle başlar. En temelde aile içerisinde yapılanan etkileşimsel sistem, o kişiler hayatlarında olmasa dahi yapılandığı şekliyle ilişkilerde devam eder. Virginia Satir’e göre insanların intrapsişik ve etkileşimsel sistemlerine bağlı olarak hayatta kalma, başa çıkma tutumları yapılanmış olur (Satir ve Baldwin, 1983, s. 194-195-196; Satir ve ark., 1991, s. 86-87).

• Terapi deneyimlenerek yapılan bir düzlemde olmalıdır. Danışanların iç dünyalarını açmalarını deneyimlemeleri sağlanır. Örneğin; Kişisel Buzdağı Metaforu çalışmasıyla danışanlara sıkıntılarını, başa çıkma tutumlarını, hislerini, ihtiyaçlarını, beklentilerini paylaşma ve deneyimleme fırsatı oluşturulur. Seanslar boyunca değerlendirme, değerlendirmeye bağlı hedef belirleme, değişim süreci, değişimin bütünleşmesi ve kalıcı hale gelmesi için an deneyimlenerek terapinin yapılması amaç edinilmiştir.
• Virginia Satir yaklaşımında terapi, olumsuz olarak görünen sorunları çalışmak yerine yeni olumlu olasılıkların düşünülmesi ve onlara odaklanılması üzerinden yürütülür. Sorunu çözme veya psikopatoloji ile bir tanı koymak yerine olumlu olasılıklar üzerine odaklanılır. Terapist danışana olumlu ve umutlu olmayı gösteren bir bakış açısıyla yaklaşır. Terapistin olumlu bakış açısı, danışanın olumsuz olarak görünen sorununda dönüşüm sağlaması için önemlidir. Danışana yeni kapılar açacak tercihler yaratarak kendi kaynaklarını keşfetmesini sağlayacak yolu aydınlatan bir fener gibidir. Bu olumlu bakış açısıyla dönüşme isteği; coşkuyu, sahiplenmeyi, bağlantı ve mücadele isteğini beraberinde getirir (Satir ve Baldwin, 1983, s. 186-187-188-189).
• Virginia Satir modelinde terapistin yaklaşımı danışana insanın her daim değişim ve dönüşüm yaşayabileceğinin mesajını verir. İnsanın hayatında yaşadığı bazı sorunları kabul edip bu yaşadıklarının arkasındaki gerçeklerin farkına varması hedeflenir. Terapide kişinin hayatında değişimle ilgili bir istek ve beklenti oluşturulması için çalışılırken sorular olumlu bir iletişim kurularak sorulur. Terapist ve danışan işbirliği içerisinde keşfetmenin ve fark etmenin mutluğunu yaşarken, intrapsişik ve etkileşimsel sistemlerde değişimle ilgili hedefler üzerine odaklanırlar.
• Bu yaklaşımda en önemli husus terapistin uyumlu başa çıkma tutumu sergileyebildiği bir olgunlukta olabilmesidir. Virginia Satir, “Terapist, danışanı kendi gidebildiği yere kadar götürür.” demektedir. Terapist iç dünyasında kendiliğine dokunduğu, öz değer duygularını onardığı veya hissettiği bir halde olursa manevi yaşam enerjisinin bilgeliğine de ulaşabilir. Danışanına uyumlu bir tutumda davranır. Olumlu bir keşif duygusuyla danışanla manevi yaşam enerjisiyle bağlantı kurabilir. Böyle bir iletişim danışanın dünyasında birçok olasılığı fark etmesinin önünü açar (Satir ve ark. 1991, s. 82-83). Terapist danışanında manevi yaşam enerjisiyle bağlantı kurmada açılımı sağlar.

VIRGINIA SATIR YAKLAŞIMININ TERAPİDEKİ ASIL AMAÇLARI

VIRGINIA SATIR YAKLAŞIMININ TERAPİDEKİ ASIL AMAÇLARI
Bu yaklaşımda kişi ne sebeple gelirse gelsin, dört tane ana amaç üzerine odaklanılır. Bu ana amaçların danışanla paylaşılmasına gerek yoktur. Bu dört önemli amaca ulaşması açısından danışana yardımcı olunmaya çalışılır. Danışanların yüksek öz değere sahip olduklarını hissettikleri, birçok seçim şanslarının olduklarını görebildikleri, hem içsel deneyimlerinden hem de davranışlarından sorumlu olduklarını hissettikleri, daha uyumlu olduklarını deneyimledikleri noktada büyüme ve gelişme görülür. Bu hedefler, terapistin danışanın dönüşüm sürecini değerlendirirken takip edebilmesi açısından önemlidir.
Yüksek Öz Değere Sahip Olmalarına Eşlik Etmek
Öz değer, kişinin kendi değeriyle ilgili duygu, düşünce ve kanaatidir. Danışanın kendisine daha pozitif bir perspektiften bakma deneyimi yaşatılmaya çalışılır. Kendine karşı daha anlayışlı ve sevecen olduğu, kendini kabul ettiği, kendine olumlu baktığı bir iletişimi iç dünyasında sağladığı bir öz değer oluşturulmaya çalışılır (Satir ve Baldwin, 1983, s. 185; Satir ve ark. 1991, s. 4).
Kendi Seçimlerini Yapabilme Kapasitelerini Güçlendirme
Virginia Satir’e göre danışanlar birden fazla seçim yapabilme bakış açısına sahip olduklarında daha mantıklı ve sorumlu kararlar alabilmektedirler. Satir’e göre bir seçenek hiç seçenektir. İki seçeneğin olması ikircikli bir durumda kararsızlığa sebep olur. Üç veya daha fazla seçenek ise makul ve mantıklı bir seçeneğin oluşturulmasına olanak sağlar. Danışanlar birçok seçeneğe sahip olduklarını fark ettiklerinde karar vermenin sorumluğunu daha çok hissederek seçimler yapabilirler (Satir ve Baldwin, 1983, s. 186-187; Satir ve ark., 1991, s. 4).

Hem İçsel Deneyimlerinden Hem de Davranışlarından Sorumlu Olduklarını Hissetmelerini Sağlamak
Virginia Satir, insanları hem içsel deneyimlerini hem de dış dünyada ortaya koydukları davranışlarını fark etmeleri ve davranışlarının sorumluluğunu almaları için cesaretlendirir. İnsan duygularından, düşüncelerinden, beklentilerinden -kendisine ait olan her şeyden- sorumludur. İnsan olgunlaşma ve gelişim için dış dünyanın değişimini beklemeden iç dünyası için sorumluluk almalıdır (Satir ve Baldwin, 1983, s. 231-232).

Daha Uyumlu Olmayı Deneyimlemek
İnsanın uyum içerinde olması; duygularının, düşüncelerinin, beklentilerinin, özlemlerinin ve isteklerinin farkında olduğu, her şeye hayat veren manevi güçle barışık hissettiği bir uyum düzleminde; iç huzurunu yakaladığı, sevgi dolu olduğu, kendini ve diğer insanları önemsediği bir iletişim içerisinde; bulunduğu ortamın ve bağlamın farkında, sorumluluk içerisinde; dürüst, açık, paylaşımcı, diğer insanları dinleyen, saygılı, kendine değer veren, takdir edebilen, insanları eşit görebilen bir deneyim içinde yaşayabilmesidir (Satir Satir ve ark., 1991, s.65-66).

VIRGINIA SATIR’İN İNSANLARIN BAŞA ÇIKMA TUTUMLARI İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ VE İNANÇLARI

Virginia Satir’in İnsanların Başa çıkma Tutumları ile İlgili Düşünceleri ve İnançları
Aşağıdaki maddeler de toplayabiliriz:
• Virginia Satir; her insanın içerisinde zor durumlarla başa çıkmasını sağlayacak kaynaklarının yani becerileri ve gücü olduğuna inanıyordu. Bunlar büyürken edinilen güçlerdir. Satir, insanın sorunlarla başa çıkmasını sağlayan yeteneklerine kaynak ismini vermiştir.
• İnsanların başa çıkma tutumları sıklıkla acı verici duygularından kurtulma yollarıdır.
• Sorunun kendisi sorun değil, sorunla nasıl baş ettiğimiz sorundur. Sorunla başa çıkma davranışının şekli öz değerin derecesinin bir göstergesidir. Virginia Satir; kişinin sorunlarıyla başa çıkma becerisi ve özgüveni arasında bir ilişki fark etmiştir. Eğer kişi yeterince özgüvenliyse ve kendine değer veriyorsa, başa çıkma becerileri de sağlıklı olur (Satir ve ark., 1991, s.16-17-18; Gomori, 2008, s. 29-30).

Virginia Satir’in İnsanların Değişimi ve Dönüşümü ile İlgili Bazı Düşünceleri ve İnançları
• Değişim her zaman her koşulda mümkündür. Hatta insanın dış ortamındakini koşullarının ve şartlarının değişimi sınırlı olsa bile içsel değişim mümkündür.
• İnsan geçmiş yaşadığı olayları değiştiremez, fakat geçmiş olayların şu anda da devam eden kendisi üzerindeki etkilerini değiştirebilir.
• İnsanın geçmişiyle, yaşadıklarıyla (acı verici zor olsa dahi) yüzleştiği; bunları kabul ve takdir ettiği bir durumda olabilmesi, geleceğini yönetebilme kapasitesini artırır.
• Değişimin en önemli etmeni umuttur. Terapist danışanın değişebileceği umudunun olduğunu gösteren bir duruş sergilemelidir.
• Değişim bir süreç içerisinde oluşur. İçerik ise değişimin yer alabileceği düzlemi oluşturur.
• İnsanlar çoğu zaman bir değişim sürecine girdiklerinde huzursuzlukla, alışmış oldukları tavır ve davranışlara yönelirler.
• Virginia Satir; kişinin kendi süreci açısından daha iyi bir açılım oluşturabilmesi için, ebeveynlerinin sahip oldukları rolleri değil de birey olarak durumlarını değerlendirmesi ve onları insan olarak kabul etmesi gerektiğini düşünür.
• Virginia Satir; terapide sorun ve patoloji üzerine odaklanmaz. Bunun yerine, danışanın gerçekleştirilebileceklerine ve olumlu özelliklerine bakmanın önemli olduğunu vurgular.
• Virginia Satir’e göre terapide olumlu bir bakış açısıyla gelişme ve ilerleme hedefi oluşturulmaya ihtiyaç vardır.
• Virginia Satir’e göre, semptom aslında bilinçdışı bir çözümdür. Çoğu zaman sorun olarak görünen semptom, kişinin sorunu çözmeye yönelik bilinçdışı bir davranıştır. Danışanın şu anki semptomunun nasıl bir sorun oluşturduğuna bakılmalıdır. Sorun önemsenir, fakat terapi sürecinde sorun üzerinden bir çalışma yapmak şart değildir.
• Terapistin sahip olduğu kendiliği, en önemli terapi aracıdır. Terapistin uyum sağlığının yerinde olması, sınırlarının net olması, yeterli bilgiye sahip olması ve kendi içindeki uyumun ne noktada olduğunu bilmesi önemlidir. Virginia Satir, terapistin danışanı sadece kendisinin bildiği bir şeyi öğretebileceğini ve sadece kendi gittiği yere kadar götürebileceğini düşünür (Satir ve ark., 1991, s.16-17-18; Gomori, 2008, s. 29-30-31-32).

VIRGINIA SATIR’İN İNSANLARLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ VE İNANÇLARI

Virginia Satir’in İnsanlarla İlgili Düşünceleri ve İnançları
Aşağıdaki maddelerde toplayabiliriz:
• Tüm insanlar aynı yaşam gücünün mükemmel görünümleridir ve bu yaşam gücü ile birbirine bağlıdır.
• İnsanların terapi süreçleri her yerde aynıdır. Bu sebepten farklı toplum, kültür ve durumlarda uygulanabilir.
• İnsanlar aynılıklarıyla bağlantı kurar, farklılıklarıyla gelişirler.
• İnsanlar, büyüdükleri ailelerindeki işlevsiz davranış örüntülerini şu anki yaşamlarında da devam ettirir.
• İnsanlar çoğu zaman yapabildiklerinin en iyisini yapar.
• İnsanların özleri itibariyle iyi olduklarını ve kendileriyle bağlantı kurabilmelerinin yolunun iç dünyalarının hazinelerini keşfetmelerinden ve kendi öz değerlerini onaylamalarından geçtiğini düşünür.
• Normal insan ilişkileri, eşitler ilişkisinde değer eşitliği üzerine kurulur.
• Duyguların bize ait olduğunu kabul edip duygularımızın sorumluğunu almayı öğrenmeliyiz (Satir ve ark., 1991, s.16-17-18; Gomori, 2008, s. 29-30).

NASIL BİR AİLEYE SAHİBİZ?

Nasıl Bir Aileye Sahibiz?
Virginia Satir’in ailelerle yaptığı çalışmalarda her ailenin bazı ortak döngülerinin olduğunu fark ettiğinden bahsetmiştik. Bunun yanında bireylerin birçoğunun, içerisinde yaşadığı ailede mutlu olup olmadıklarını, sevilip güvenebildikleri bir aileye sahip olup olmadıklarını düşünmediklerini, gündemlerine almadıklarını, belki rahatsız edebilecek bir gerçekle yüzleşmemek için sorgulamadıklarını, sanki yaşadıkları aile yapısına mahkum hissettikleri bir durumu yaşadıklarını fark etti (Satir, 2001, s. 9-10).
Satir yaklaşımında iki tür aile yapısından söz edilir. Virginia Satir, “Eğitici Aile Yapısı” şeklinde tanımladığı ailelerde, aile bireylerinin bulundukları aileye sahip olmaktan mutluluk hissettiklerini gözlemlemiştir. Bu yapıya sahip aile fertleri, sevdiğini ve sevildiğini; güvendiğini ve kendisine güvenildiğini, dost diyebileceği aile bireylerine sahip olduğunu hisseder ve aile bireyleriyle aynı çatı altında olmanın mutluluğunu ve keyfini yaşarlar (Satir, 2001, s. 13-14). Diğer yapı ise sorunlu bir aile yapısıdır. Bu aile yapısında fertler, mutlu hissetmenin aksine; kendilerini mahkum hissettikleri bir ailede güvensizlik, korku, kaygı, engellenmişlik duygularının hakim olduğu bir düzlemde olurlar. Sorunlu aile yapısı, kötü bir aile olunduğu anlamını taşımaz ancak bu yapıda aile bireylerinin mutlu olmadığını ve aile içinde bireylerin birbirlerine sevgilerini ve değerlerini ifade edip ortaya koydukları açıklığa sahip olmadıklarını gösterir (Satir, 2001, s. 10-11-12).
Her ailenin yapısı, özellikleri birbirinden farklı ve kendine özeldir. Fakat sorunlu aile yapılarının bazı özelliklerinin ortak olduğu gözlenmektedir.

• Sorunlu aile yapılarında aile yapısı içerisinde bir farklılık olduğu hissedilir.
Bazen aile içerisinde kişilerin aşırı kibar, aşırı düzenli ve titiz olduğu ortamda, doğru olmayan suni bir dayatma ve sahteliğin olduğu fark edilir. Genelde bütün aile bireylerinin gergin ve sıkkın olduğu bir hava mevcuttur. Bireylerin birbirlerine karşı aşırı mesafeli, hissiz, tepkisiz bir halde olduklarına şahit olursunuz. Bazen de sırlarla dolu bir aileyle ve üyeleriyle karşı karşıya olduğunuzu fark edersiniz. Bu aile yapıları içerisinde aile bireylerinin bedensel tepkileri ortaya çıkmaktadır. Söylenmesi gereken birçok düşünce ve duygu ortaya konulmadığı, kişilerin kendilerini ifade etmediği bir ortamda aile bireylerinin olağan biçimde ortaya koymaları gereken şeyler, bedenlerinde somatizasyon olarak dile dökülmektedir. Sorunlu ailelerde aile bireylerinin bedenleri, yüz ifadeleri, duruşları, yaşanan sorunu dillendiren bir ipucudur. Genelde aile fertlerinin yüz ifadeleri belirsiz, donuktur ve bazen yüzlerinde bir gerginlik, kaygı ve üzüntü görülebilir. Aile bireylerinin yüzlerinde doğal olmayan, sahte bir maske ile iletişimde olduklarını anlarsınız. Göz teması zayıftır ve konuşma sesi yüksek ya da az duyulur. İnsanların birbirlerini hissetmedikleri, dinlemedikleri bir ortam mevcuttur. Aileler sanki bir görev icabı bir araya getirilmiş, birbirlerine tahammül etmeye çalışan bir grup gibi görünürler ve o şekilde yaşarlar. Sıcak, candan, yakınlığı da hissettiğiniz; paylaşımın yapıldığı, birbirinizden keyif aldığınızı hissettiğiniz bir mutluluk ortamı mevcut değildir. Ebeveynler bir mutsuzluk içerisinde devamlı çocuklarına kusurlarını gösterip “şunu yapma”, “bunu böyle yap” şeklinde emri vaki bir üslupla çocuklarının hayatlarını yönettikleri ve eleştirdikleri bir yaklaşım içinde olurlar. Bu aile yapılarında yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, sevilmemişlik vs. hislerinin aile fertlerinde yaygın olarak yaşandığı görülür. Bireyler; aile içerisinde ya sürekli bir bağırış ve çağırışın olduğu ya da tamamen bağların koparıldığı, umudun kesildiği bir halde, iletişimin olmadığı ya da “-mış, -miş” şeklinde bir iletişimle aile hayatı yaşamaktadırlar. Bir de bu duruma sanayi ve bilişim toplumu olmanın getirdiği; hayatın salt bir kazanç üzerine kurulu bir koşuşturmacaya dönüştüğü, bir nefes alıp insanın insana dokunarak konuşmanın olmadığı bir düzlemde, gerçek ilişkiler yerine daha ziyade sanal ilişkilerin hakim olduğu bir dönemde aile bireylerinin birbirlerini anladıkları, konuştukları, dinledikleri ve yakınlaştıkları bir noktaya ulaşması daha da zorlaşmaktadır (Satir, 2001, s. 11-12-13).
Dünya üzerinde insan doğasına, ilişkisine ve yaşayışına ters düşen durumlar yaşanmakta olup ortaya konulan yaklaşım sevgi, anlayış, paylaşım, kabul, iç görü üzerine yapılanmış olmasa bile; sağlıklı ailelerde dış dünyanın bu olumsuz durumuna ve şartlarına rağmen sevgi, paylaşım, anlayış, saygı ve kabul görmenin hakim olduğu bir ilişki ortamı yaşanır. Bu sebepten, dış dünyanın bütün olumsuzluklarına rağmen aile üyelerinin uyumlu bakış açısının ve insani değerlerinin tazelendiği görülür. Umudunu kaybetmeyen ve bu ışıkla tekrar insanları olduğu gibi kabul eden; sevgi ile paylaşan, kimseyi değiştirmeye uğraşmayan, kendi ve öteki ile olgun olsun ya da olmasın barışık, sınırlarını bilen ve nazikçe koruyan, iletişim içerisinde, doğru bildiği üzerine yaşayan ve bunları örnek alan bireyler yetişir. Bu sağlıklı, eğitici aile yapılarında sevgi, saygı, candanlık, mutluluk, dürüstlük ve huzur öne çıkaran özelliklerdir. Sağlıklı yapıdaki aile bireyleri, birbirlerini dikkatli ve tamamen orada olarak dinledikleri; birbirlerini düşündükleri; kendilerini ve diğer aile bireylerini anlamaya çalıştıkları, kendilerini olduğu gibi açabildikleri; gerek üzüntü gibi acı verici duyguları, zayıf hissettiren utanç ve kırgınlıklarını; gerekse merhamet, sevgi, şefkat, sevinç ve mutluluk gibi duyguları da açabildikleri bir düzlemde iletişim ve bağlantı içerisindedirler. Bu yapıda; aile içerisinde olumlu bir havayı, huzuru, uyum ve canlılığı hissedersiniz. Aile bireyleri, birbirleriyle iletişim içerisindedir; rahattır ve göz temasını her daim kullanabilirler. Aile bireylerinin kendinden eminlikleri, özgüvenli oluşları; davranış ve ses tonlarına, konuşmalarına yansır. Aralarında açıklık, uyum ve bağlılığı görürsünüz. Birbirlerine dokunarak sevgilerini, davranışlarıyla ilgi ve şefkatlerini rahatlıkla gösterirler (Satir, 2001, s.13-14;).
Eğitici aile yapılarının bireyleri, plan ve program üzerine bir şeyleri yapmayı ve yönetmeyi bilirler. Fakat yapılan programlar “başardın”, “başaramadın” noktasında, araç olmaktan amaç olmaya doğru kaymaz. Eğitici, mutlu ve düzenli yaşamayı zorlaştıran aksaklıklar olduğunda, mizahi bir yaklaşımdadır. Durumu görme, değiştirme ve düzeltmelerin de yapıldığı bir esnekliktedir. Ani çıkan sorunlara sakince çözüm üretilir. Panik ve güvensizlik içerisinde diğer aile bireyini inciten, aşağı çeken bir başa çıkma tutumunu değil uyumlu çözümü tercih eder. Özellikle uyumlu başa çıkma yaklaşımı içerisinde olan ailelerde çocukların öz değeri güçlendirilmiş olur (Satir, 2001, s. 15).
Eğitici aile yapılarında herhangi bir olay, durum ve sorunda diğer ayrıntılardan ziyade aile bireyinin kendisi, duyguları, düşünceleri daha önemlidir. Olay ve duruma makul bir mantık içerisinde sakince bir çözüm üretilmeye çalışılır. Eğitici aile içerisinde ebeveynler; dediği dedik, her şeyin sahibi otoriter bir yapıdan ziyade, belli sorumlulukları ve bu sorumluluklara bağlı bazı yetkileri olan aile yöneticileri olarak kendilerini görürler. Çocukları için öncelikleri öz değeri yüksek, uyumlu bir birey olmasını oluşturacak eğitimleri almalarını sağlamaktır. Eğitici aile ebeveynlerin en önemli özellikleri, söyledikleri ile yaptıkları arasında bir tutarlılık olmasıdır. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” atasözünde ifade edildiği üzere, sadece söylenen sözlerle kalınmasının ve sözle uyumlu davranışların olmamasının bir değeri ve anlamı yoktur (Satir, 2001, s. 16-17-18).
Çocuklarının birbirlerine karşı ve öfkeli davranışlarını söylerken bağıran, kızan bir ebeveynin eğitici ve öğretici olarak hiçbir katkısı olmadığı gibi öfke, bağırma ve ötekini suçlayıcı tarzda bir davranışla ilişkiye geçmesi ve sorunlarla bu şekilde başa çıkması olumsuz bir örnek olmaktadır (Satir, 2001, s. 17).
Virginia Satir, sorunlu ailelerin eğitici aileler haline gelebileceklerine inanır. Bunun için kişiler öncelikle;
• Sorunlu aile yapısına sahip olduğunu fark ettiği bir durumda ve kabulde olmalıdır.
• Geçmişinde yaptığı hatalar noktasında kendini affedip şu an her şeyin farklı olduğu bir değişimi yaşamak için kendine müsaade etmelidir.
• Değişim için kendine verdiği müsaadeden sonra değişim için kesin bir kararlılık sergileyebilmelidir.
• Zihninde netleştirdiği kararlılıkla kendi için, değişim ve dönüşüm için adım atmalı ve davranışsal olarak çaba göstermelidir.
• Satir yaklaşımında terapi, her an olumsuzluk olarak görünen durumların üzerinden yeni, olumlu olasılıkların düşünülmesi ve bunlara odaklanılması üzerinden yürütülür. Örneğin; danışanlara Buz Dağı Metaforuyla sıkıntılarını, ihtiyaçlarını, hissettiklerini, başa çıkma tutumlarını, beklentilerini paylaşma ve deneyimleme fırsatı oluşturulur (Satir, 2001, s. 19-20).

Virginia Satir’in terapilerini yürütürken insanlara, insanların yaşadıkları sorunlarla başa çıkma davranışlarına, değişim ve dönüşümlerine dair bazı düşünceleri ve inançları vardı. Terapi süreçlerini bu inançları üzerinden yapılandırırdı.

VIRGINIA SATIR MODELDE AİLE

Satir Modelde Aile
İnsanın psikolojik, sosyolojik, biyolojik olarak yapılanmasının oluştuğu yer ailedir. Virginia Satir anne ve baba olmanın sorumluluğunun dört açıdan çok önem arz ettiğini belirtmiştir:
• Bireyin kendisinin öz değeri ve nasıl biri olduğu ile ilgili duyguları ve düşünceleridir. Olumlu ya da olumsuz olabilir.
• Yine aile içerisinde öğrendiği ve yapılandırdığı, aile içindeki biriyle etkileşimde kullandığı bütün davranışlarının nasıl olduğudur. Bu tür bir iletişimden nasıl bir sonuç aldığıdır.
• Aile içerisinde her aile bireyinin uyduğu belli kurallar vardır. Önemli olan bu kuralların nasıl kurallar olduğu ve bunların bireyin işine yarayıp yaramadığıdır.
• Bireylerin kendi aile yapısının dışında toplumla da bağları vardır. Bu bağlantının nasıl olduğu ve nasıl bir sonuç doğurduğu önemlidir (Satir, 2001, s. 5).

VIRGINIA SATIR MODELİ

VIRGINIA SATIR MODELİ
Mehmet Tekneci
Virginia Satir bir sosyal hizmet uzmanıdır. Sosyal hizmetlerdeyken çocuklarla çalıştığı zamanda, çocukların aileleriyle çalışmadan bir sonuca varamayacağını fark etmiştir. Ayrıca psikozlu danışanlardan yeterince bilgi alamadığını fark edip aileleriyle de görüşmeye karar vermiştir. Böylece anne, baba ve danışan terapiye beraber gelmeye başlamış ve aile terapisinin temelleri atılmaya başlanmıştır.
1950’li yıllarda aile terapisi yapmaya başlayan ilk kadın olan Virginia Satir, o dönemde kendisi gibi aileler ile çalışan Carl Rogers gibi dönemin önemli birçok terapistiyle iletişim içerisine girmiştir. Satir’in insanları etkileyici bir yapısı vardı. Amerika başta olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası konferans, çalışma, toplantılara katıldı. Yaptığı çalışmalarla uluslararası camiada “aile terapisinin annesi” olarak kabul edildi.
Virginia Satir, ailelerle çalışırken her ailede duyduklarından ve gördüklerinden yola çıkarak ortak bazı döngülerin olduğunu fark etti ve bunlara odaklanarak Satir yaklaşımının temellerini sistematik bir biçimde attı. Birçok terapist sorun odaklı çalışırken, Satir soruna odaklı bir yaklaşım içerisinde olmaktan uzak durmuştur. Aile bireylerinin sorunlarını, içinde bulundukları durumu konuşmayı önemsemekle birlikte odağında dönüşümü sağlayan değişimin nasıl gerçekleşeceğini anlayıp fark ettirmeye çalışmak vardı. Satir’e göre; sorunun kendisi sorun değil, sorunla nasıl başa çıktığımız sorundur. İnsanların başa çıkma yaklaşımları birbirleriyle iletişim şekillerinde açık şekilde gözlemlenmektedir. Genellikle insanların bu iletişim şekillerinin oluşma kaynağı kendi aile menşeidir. Virginia Satir, insanların birbirleriyle olan iletişim şekillerinin kendilerine verdikleri öz değer ile alakalı olduğuna vurgu yapar ve aileyi oluşturan bireylerin öz değerlerinin yüksek olmasının çok önemli olduğunu düşünür. Öz değeri yüksek bireyler bedenlerini algılayan, kendilerine değer verip özen gösteren, güzel ve işe yarar hisseden bir yapıya sahiptirler. Kendilerine ve başkalarına sevgilerini gösterebilirler. Dürüsttürler. Hayatın risklerini göğüsleyebilirler. Üretkendirler. Değişen koşullara uyum sağlayabilme kapasiteleri vardır. Yaşamlarında yeni olan bilgi ve birikime açıktırlar. Daha önce kullandıkları işlevsiz eski bilgileri hayatlarından çıkarabilirken, işe yarar eski birikim ve bilgilerini kullanmaya devam ederler.

ÖZSAYGI HAKKINDA BENİM BİLDİRİM

Ben benim.
Dünyada tam olarak benim gibi olan başka biri yok.
Bazı yönleri bana benzeyen insanlar var,
Fakat hiç kimse tam olarak benim gibi davranamaz.
Bu yüzden benden gelen her şey otomatik olarak benimdir,
Çünkü onları ben kendim seçerim.
Kendimle ilgili olan her şeyi sahipleniyorum.
Vücudumu ve yaptığı her şeyi,
Aklımı, tüm düşündükleri ve fikirleriyle,
Gözlerime, gördüğü tüm görüntülerle
Hislerimi, her ne şekilde olurlarsa olsunlar
Öfke, mutluluk, bıkkınlık, sevgi, hayal kırıklığı, heyecan…
Ağzımı ve ondan çıkan her sözü
Nazik, tatlı veya acı, doğru veya yanlış…
Sesimi; yüksek ya da alçak
Ve tüm davranışlarımı hem karşımdakilere hem de kendime karşı olan.

Kendi hayallerimi sahipleniyorum;
Umutlarımı, korkularımı ve arzularımı.
Tüm kutlamalarımı, başarılarımı ve tüm hatalarımı sahipleniyorum,
Çünkü ben kendimi tüm parçalarımla kabulleniyorum.
Samimiyet ve içtenlikle ben kendimi tanıyabilirim.
Böyle yaparak kendimi sevebilir ve tüm parçalarımla dost olabilirim.
Tüm parçalarımla dost olduğumda da onları bana en faydalı olacak şekilde kullanabilirim.
Kafamı karıştıran bazı yönlerimin olduğunu biliyorum
Ve henüz bilmediğim başka yönlerimin olduğunu da.
Fakat ben kendimi sevdikçe ve kendimle arkadaş oldukça bu kafa karışıklığı için çözümlere cesaret ve umutla bakarım.
Ve kendim hakkında daha fazlasını bulmak için yollar ararım.
Nasıl görünürsem görüneyim, nasıl duyulursam duyulayım, ne söylersem söyleyeyim ve ne yaparsam yapayım herhangi bir yer ve zamanda her ne düşünüyorsam, her ne hissediyorsam o otomatik olarak benimdir.
Daha sonra,
Eğer nasıl göründüğüm ve nasıl duyulduğum ve düşünüş şeklimin bazı parçaları uyumsuz ve uygunsuzsa o parçaları değiştirip, kalanını tutup, uyumlu yeni parçalar icat edebilirim.
Görebiliyor, duyabiliyor, hissedebiliyor, düşünebiliyor, söyleyebiliyor ve yapabiliyorum.
Hayatta kalabilmek için gereken araçlara sahibim.
Başkalarına yakın olabilmek, üretken olabilmek, dünyayı anlamlandırabilmek ve çevremdeki insanları anlayabilmek için gerekli araçlara sahibim.
Ben kendime sahibim ve bu yüzden kendimi düzenleyebilirim.
Ben benim, ve ben iyiyim.
Virginia Satir
(1991 ,S.25,The Satir Model: Family Therapy and Beyond.)

www.satirglobal.org

Birey Aile Çocuk Terapileri Enstitüsü is a member of "The Virginia Satir Global"

  • Ortaklar Cad. Sabah Apt. No: 6 Kat: 2 D: 5 Mecidiyeköy – Şişli / İSTANBUL
  • info@bireyailecocuk.com
  • 0 212 212 61 71